Ülke Tarihi · 843 – 1792
Fransa Krallığı
Kuruluş ve Feodal Konsolidasyon (843 - 1328) Fransa Krallığı'nın tarih sahnesine çıkışı, tek bir monarkın mutlak zaferinden ziyade, Şarlman'ın devasa Karolenj İmparatorluğu'nun çöküşünün yarattığı jeopolitik ve sosyolojik enkazın, uzun yüzyıllar boyunca adım adım merkezileştirilmesi sürecidir. 843 yılında imzalanan Verdun Antlaşması ile imparatorluğun üçe bölünmesi neticesinde "Batı Frank Krallığı" (Francia Occidentalis) olarak ortaya çıkan bu yapı, başlangıçta kâğıt üzerinde bir devletten iba
Genel Bilgiler
- Başkent(ler)
- Paris (Geleneksel, tarihi, yargısal ve ekonomik başkent); Versailles (1682'den devrimin patlak verdiği 1789'a kadar fiili, mutlak monarşinin hanedan ve bürokrasi başkenti)
- Yönetim Biçimi
- Feodal Monarşi (Erken dönem) -> Mutlak Monarşi (Yükseliş dönemi) -> Anayasal Monarşi (1789-1792 arası kısa süreli çöküş dönemi).
- Resmi Din
- Katolik Hristiyanlık (Kral, "En Hristiyan Kral" - Rex Christianissimus sıfatını taşırdı). Azınlık olarak Huguenotlar (Kalvinist Protestanlar) Nantes Fermanı (1598) ile haklar elde etmiş, ancak 1685'teki Fontainebleau Fermanı ile bu haklar iptal edilerek Katoliklik yeniden tek ve zorunlu inanç dayatılmıştır.
- Para Birimi
- Livre (Livre tournois), Écu (Gümüş sikke) ve Louis d'or (Altın Louis).
- Alfabe / Yazı
- Latin Alfabesi
Tarihsel Özet
Kuruluş ve Feodal Konsolidasyon (843 - 1328)
Fransa Krallığı'nın tarih sahnesine çıkışı, tek bir monarkın mutlak zaferinden ziyade, Şarlman'ın devasa Karolenj İmparatorluğu'nun çöküşünün yarattığı jeopolitik ve sosyolojik enkazın, uzun yüzyıllar boyunca adım adım merkezileştirilmesi sürecidir. 843 yılında imzalanan Verdun Antlaşması ile imparatorluğun üçe bölünmesi neticesinde "Batı Frank Krallığı" (Francia Occidentalis) olarak ortaya çıkan bu yapı, başlangıçta kâğıt üzerinde bir devletten ibaretti. II. Charles (Dazlak Karl) dönemiyle başlayan bu evre, kuzeyden gelen yıkıcı Viking akınları ve merkezi otoritenin tamamen felç olması nedeniyle, siyasi gücün ve şiddet tekelinin toprağa sahip olan yerel derebeylerine (kontlar ve dükler) kaydığı katı bir feodal parçalanmışlık dönemidir. Devlet, idari bir aygıt olmaktan çıkmış, yalnızca sadakat yeminleriyle birbirine bağlanan gevşek bir silahlı çeteler hiyerarşisine dönüşmüştür.
Siyasi ontolojinin değiştiği asıl kırılma, 987 yılında Karolenj hanedanının tükenmesi üzerine, toprak sahibi aristokratların Hugh Capet'i "Frankların Kralı" olarak seçmesiyle yaşanmıştır. Capet hanedanının başlangıcı olan bu dönemde kral, mutlak bir monark değil, sadece "eşitler arasında birinci" (primus inter pares) statüsündedir. Hugh Capet ve erken dönem haleflerinin fiili yönetimi, Paris ve Orléans arasındaki "Île-de-France" adı verilen çok dar bir şahsi mülk ile sınırlıydı. Etraflarındaki Normandiya, Akitanya veya Burgonya dükleri, kraldan çok daha zengin ve askeri açıdan çok daha güçlüydü. Ancak Capet hanedanının, tahtın babadan en büyük oğula geçmesi (primogeniture) kuralını biyolojik bir şans ve kesintisiz taç giyme törenleriyle (kralın hayattayken oğluna taç giydirmesi) kurumsallaştırması, devlete eşsiz bir hanedan istikrarı kazandırmıştır.
Krallığın feodal bir mülk olmaktan çıkıp rasyonel bir devlet mekanizmasına dönüşmesi, II. Philippe (Philippe Auguste, 1180-1223) döneminin makro-stratejik bir başyapıtıdır. Dönemin en büyük varoluşsal tehdidi, Fransa topraklarının yarısından fazlasını kontrol eden İngiltere Kralı'nın kurduğu devasa "Angevin İmparatorluğu" idi. II. Philippe, eşsiz bir askeri ve diplomatik zekâyla, 1214 yılındaki Bouvines Muharebesi'nde İngiliz-Kutsal Roma koalisyonunu ezerek bu hegemonyayı paramparça etmiş ve Normandiya dahil devasa toprakları Fransız tacına bağlamıştır. Daha da önemlisi, ele geçirdiği yeni topraklarda feodal beylerin yetkilerini tırpanlayarak, doğrudan merkeze bağlı maaşlı bürokratlar olan "Bailli" ve "Seneschal" sistemini kurmuş; böylece adalet ve vergi toplama işini yerel soyluların tekelinden alarak kraliyetin rasyonel idari kaslarını inşa etmiştir.
Devlet aklının kurumsallaştığı ve adaletin kutsallaştığı zirve, IX. Louis (Aziz Louis) ve ardından gelen IV. Philippe (Yakışıklı Philippe, 1285-1314) dönemleridir. IX. Louis, yerel savaşları yasaklamış ve herkesin doğrudan kraliyet mahkemesine (Parlement de Paris) başvurma hakkını getirerek kralı "yüce yargıç" konumuna oturtmuştur. IV. Philippe ise devletin makro-ekonomik ve bürokratik tahakkümünü en uç noktaya taşıyan, amansız ve makyavelist bir liderdir. Kendi otoritesine rakip gördüğü, devasa bir finansal ağa sahip Tapınak Şövalyeleri tarikatını sahte suçlamalarla yok edip hazinelerine el koymuş; Papalık ile girdiği güç savaşında Papalığı doğrudan Roma'dan Fransa'nın arka bahçesi olan Avignon'a taşıyarak (Avignon Papalığı) Kilise'yi Fransız devletinin bir alt bürosu haline getirmiştir. Kralın yeni vergiler için 1302'de din adamları, soylular ve burjuvaları ilk kez bir araya getirdiği "États-Généraux" (Genel Meclis), devletin ulusal çapta vergi toplama kapasitesinin başlangıcıdır.
Bu kuruluş fazının entelektüel ve sosyolojik arka planı, Avrupa'nın felsefi ve mimari haritasını yeniden çizmiştir. Paris Üniversitesi'nin (Sorbonne) kurulmasıyla şehir, Batı Hristiyanlığının skolastik teoloji ve Roma hukuku merkezine dönüşmüştür. Aynı dönemde Île-de-France bölgesinde doğan Gotik mimari (Notre-Dame Katedrali, Saint-Denis Bazilikası), sadece estetik bir yenilik değil; göğe yükselen sivri kemerleri ve ışığıyla, doğrudan "Tanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi" olan Fransız Monarşisi'nin taştan inşa edilmiş bir ideolojik propagandasıdır. 1328'de doğrudan Capet soyunun tükenmesi ve Valois hanedanına geçişle başlayacak büyük kriz öncesinde Fransa; dilleri, bölgeleri ve yasaları farklı olsa da, "Kralın İki Bedeni" (fiziksel ve kutsal devlet tüzel kişiliği) etrafında kenetlenmiş Avrupa'nın en kalabalık ve en güçlü monarşik çekirdeği haline gelmiştir.
Yükseliş ve Mutlakiyetin Zirvesi (1453 - 1715)
Fransa'nın "Yükseliş" evresi, İngiltere'ye karşı verilen ve ülkeyi demografik bir harabeye çeviren Yüzyıl Savaşları'nın (1337-1453) ardından devletin anka kuşu gibi küllerinden, yepyeni ve çok daha ölümcül bir kurumsal yapıyla doğmasıyla başlar. Savaşın sonlarına doğru VII. Charles, Jeanne d'Arc'ın yarattığı mistik-milliyetçi rüzgârı arkasına alarak İngilizleri kıtadan atmakla kalmamış; modern Avrupa'nın makro-devlet yapısını değiştirecek iki büyük devrime imza atmıştır. İlk olarak feodal milisler yerine Avrupa'nın ilk daimi, maaşlı düzenli ordusunu (Compagnies d'ordonnance) kurmuş, ikinci olarak bu orduyu finanse edebilmek için "Taille" adı verilen doğrudan arazi vergisini meclis onayına ihtiyaç duymadan kalıcı hale getirmiştir. Kendi vergisini toplayan ve kendi ordusunu besleyen kral, feodalizmin kalbine ölümcül hançeri saplamış ve şiddet tekelini devletleştirmeyi başarmıştır.
- yüzyıl, I. François (1515-1547) döneminde Fransa'nın kıtasal bir süper güç olarak İtalya Savaşları'na girmesi ve İtalyan Rönesansı'nı Fransız sarayına ithal etmesiyle kültürel ve siyasi bir şahlanış yaşamıştır. Leonardo da Vinci gibi dehaları himaye eden I. François, devleti sadece askeri değil, estetik bir cazibe merkezine dönüştürmüş; Chambord gibi devasa şatolar, monarşinin zenginliğinin göstergesi olmuştur. Siyasi alandaki en büyük asimetrik zaferi ise 1516'daki Bologna Konkordatosu'dur. Bu anlaşmayla Fransa Kralı, kendi topraklarındaki piskoposları ve başrahipleri atama hakkını Papa'dan kopararak almış, Fransız Kilisesi'ni (Gallikanizm) doğrudan kendi seküler-idari kaslarına bağlayarak devasa bir servet ve kadro üzerinde mutlak tekel kurmuştur.
Ancak bu yükseliş, 16. yüzyılın ikinci yarısında patlak veren ve devleti ontolojik bir çöküşün eşiğine getiren kanlı Din Savaşları (1562-1598) ile ölümcül bir teste tabi tutulmuştur. Katolikler ile Kalvinist Protestanlar (Huguenotlar) arasındaki bu vahşi iç savaş (St. Bartholomew Günü Katliamı), devlet otoritesini tamamen felç etmiştir. Bu kaosu bitiren ve yeni Bourbon hanedanını kuran IV. Henri, pragmatik bir felsefeyle "Paris bir ayine değer" diyerek Katolikliğe geçmiş; ancak hemen ardından 1598'de Nantes Fermanı'nı yayımlayarak Protestanlara ibadet özgürlüğü ve korunaklı kaleler vermiştir. Bu ferman, modern Avrupa devlet aklında "dini hoşgörünün" devlet eliyle yasal bir çerçeveye oturtulduğu ve devletin dini fraksiyonların üzerinde, tarafsız bir tüzel kişilik olarak yeniden konsolide edildiği ilk büyük hukuksal adımdır.
Mutlakıyetin (Absolutism) felsefi ve idari mimarisi, XIII. Louis döneminde, tarihin en büyük devlet adamlarından biri olan Kardinal Richelieu'nün buz gibi rasyonalitesiyle inşa edilmiştir. Richelieu'nün iç politikadaki yegâne amacı, kralın otoritesine rakip olabilecek tüm unsurları acımasızca tasfiye etmekti. Nantes Fermanı'nın verdiği askeri gücü suistimal eden Huguenotların siyasi/askeri kanadını ezmiş (La Rochelle kuşatması), yerel derebeylerinin kalelerini yıktırmış ve düelloyu yasaklayarak aristokrasinin kılıç hakkını elinden almıştır. Taşrada kraliyet otoritesini sağlamak için soyluları baypas edip, doğrudan merkeze bağlı burjuva kökenli valiler olan "İntendant" sistemini kurmuştur. Dış politikada ise, koyu bir Katolik kardinal olmasına rağmen rasyonel devlet aklını (Raison d'État) dinin önüne koyarak, Otuz Yıl Savaşları'nda (1618-1648) Habsburgları parçalamak için Protestan güçleri finanse etmiş ve ordularını onlarla omuz omuza savaştırarak Fransa'yı kıtanın rakipsiz egemeni yapmıştır.
Yükseliş evresinin nihai zirvesi ve klasik mutlakıyetin sembolü, devlet aklını şahsında eriten XIV. Louis (Güneş Kral, 1643-1715) iktidarıdır. "L'état, c'est moi" (Devlet benim) doktriniyle hükmeden XIV. Louis, iktidarı paylaşacak hiçbir başbakan atamamıştır. Onun asıl sosyolojik dehası, devasa Versailles Sarayı'nı inşa ettirmesi ve potansiyel olarak isyankâr olan yüksek aristokrasiyi bu altın kafeste yaşamaya mecbur bırakmasıdır. Soylular artık krala karşı isyan planlamak yerine, kralın gömleğini kimin ilikleyeceği gibi absürt saray ritüellerinde birbirleriyle yarışan evcilleştirilmiş saray dalkavuklarına dönüştürülmüştür. Ekonomi bakanı Jean-Baptiste Colbert'in Merkantilist politikaları sayesinde devasa donanmalar, endüstriler ve koloniler kurulmuş; Avrupa, Hollanda'dan İspanya'ya uzanan uzun hegemonik savaşlarla Fransız kültürü, dili ve ordusunun mutlak tahakkümü altına girmiştir. Ancak bu ihtişam, sonu gelmeyen savaşların hazinede açtığı devasa deliklerle, kendi çöküşünün tohumlarını da tam bu zirvede toprağa ekmiştir.
Yıkılış ve Devrim (1715 - 1792)
Fransa Krallığı'nın yıkılış süreci, dışarıdan gelen bir askeri işgalle değil, eski rejimin (Ancien Régime) köhneleşmiş sosyolojik mimarisinin, hızla değişen küresel kapitalizmin ve aydınlanma felsefesinin altında yavaş yavaş ezilmesiyle başlamıştır. XIV. Louis'nin ölümünün ardından gelen XV. Louis dönemi (1715-1774), mutlakıyetin prestijini içeriden çürüten bir dekadans (yozlaşma) evresidir. Devlet, John Law'ın uygulattığı ve tarihin ilk büyük finansal çöküşlerinden olan Mississippi Balonu ile devasa bir makro-ekonomik iflas yaşamıştır. Dış politikada ise Yedi Yıl Savaşları'nda (1756-1763) İngiltere karşısında alınan küresel hezimet, Fransa'nın Kuzey Amerika (Kanada) ve Hindistan'daki paha biçilmez sömürge imparatorluğunu kaybetmesine yol açmış; kraliyetin yenilmezlik aurası ve diplomatik caydırıcılığı tuzla buz olmuştur.
Siyasi çöküşe paralel olarak, entelektüel sahada Avrupa tarihinin en büyük felsefi depremi olan Aydınlanma Çağı (Age of Enlightenment) yaşanıyordu. Voltaire, Rousseau, Diderot ve Montesquieu gibi filozoflar, akılcılık, kuvvetler ayrılığı ve sosyal sözleşme gibi rasyonel teorilerle devletin ontolojik meşruiyetini sorgulamaya başlamışlardı. Kilisenin dogmaları ve kralların "Tanrısal Hak" (Divine Right) ile yönettiği kurgusu, matbaaların ve salonların (café kültürü) yarattığı muazzam enformasyon dalgası altında entelektüel olarak tamamen yok edilmiştir. Sosyolojik tabanda ise asıl diyalektik gerilim; küresel ticaretle inanılmaz bir servet biriktiren ancak hiçbir siyasi hakkı olmayan "Burjuvazi" ile, devlete vergi ödemeyen, çalışmayan ancak tüm kilit askeri ve sivil makamları kan bağıyla elinde tutan asalak bir aristokrasi/ruhban sınıfı (Birinci ve İkinci Sınıf) arasındaki eşitsizlikten besleniyordu.
XVI. Louis dönemi (1774-1792), bu yapısal fay hatlarının mutlak bir devlet iflasıyla birleştiği kaçınılmaz sondur. XVI. Louis'nin, sırf İngiltere'den Yedi Yıl Savaşları'nın intikamını almak adına Amerikan Bağımsızlık Savaşı'nı devasa kredilerle finanse etmesi, halihazırda krizde olan kraliyet hazinesini geri dönülemez bir uçuruma, tam bir iflasa (Banqueroute) sürüklemiştir. Turgot, Necker ve Calonne gibi liyakatli maliye bakanlarının devleti kurtarmak için getirdiği "imtiyazlı sınıfların da (soylular ve kilise) vergi ödemesi" yönündeki rasyonel reform paketleri, aristokrasinin kontrolündeki mahkemelerin (Parlementler) şizofrenik bir inat ve körlükle direnmesi sonucu peş peşe reddedilmiştir. Aristokrasinin kendi ayrıcalıklarını korumak adına devleti kilitlediği bu süreç, kraliyet otoritesinin aczini halkın gözü önünde çıplak bırakmıştır.
Mali çıkmazdan kurtulmak için çaresiz kalan XVI. Louis'nin 1789 yılında, 1614'ten beri toplanmayan "États-Généraux"yu (Genel Meclis) toplantıya çağırması, mutlak otoritenin infilak ettiği andır. Nüfusun %97'sini temsil eden Üçüncü Sınıf'ın (Tiers État) bu mecliste kendisine adil oy hakkı verilmemesi üzerine isyan ederek kendisini "Ulusal Meclis" ilan etmesi, kraliyetin hukuki egemenliğinin gasp edilmesidir. 14 Temmuz 1789'da açlık ve öfkeyle dolan Paris halkının, mutlakıyetin zulüm sembolü olan Bastille Hapishanesi'ni basması, Max Weber'in devlet tanımındaki "meşru şiddet tekelinin" kralın elinden çıkıp sokağa inmesi anlamına geliyordu. Devlet aklı felç olmuş; kraliyet, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'ni kabul etmek ve 1791'de yetkileri sınırlandırılmış bir "Anayasal Monarşi" rejimine geçmek zorunda kalmıştır. Ancak bu, parçalanan bir gemiyi yamama çabasından ibaret olan, umutsuz ve ölü doğmuş bir hayatta kalma manevrasıydı.
Krallığın ve Ancien Régime'in (Eski Rejim) tabutuna çakılan son çivi, XVI. Louis'nin Haziran 1791'de Varennes'e kaçış girişimidir; krallığı terk edip yabancı orduların desteğiyle devrimi ezmeye çalışırken yakalanması, monarşi ile Fransız milleti arasındaki bin yıllık kutsal ve sosyolojik bağı kalıcı olarak yok etmiştir. Yabancı monarşilerin (Avusturya ve Prusya) devrimi ezmek için Fransa'ya savaş açması, devrimi aşırı radikalleştirmiş ve Jakobenlerin kontrolü ele almasını sağlamıştır. 10 Ağustos 1792'de devrimci kitlelerin Tuileries Sarayı'nı basarak kralı tahttan indirmesiyle bin yıllık yapı çökmüştür. Nihayetinde, 21 Eylül 1792'de yeni toplanan Ulusal Konvansiyon'un "Birinci Fransız Cumhuriyeti"ni ilan etmesi ve aylar sonra XVI. Louis'nin bir vatandaş ("Louis Capet") sıfatıyla ihanetten yargılanıp giyotinle idam edilmesiyle; Avrupa'nın merkezindeki bu devasa, teokratik ve mutlakiyetçi kurgu, sadece siyaseten değil ontolojik olarak yeryüzünden sonsuza dek kazınmıştır.
Kuruluş / Bağımsızlık
Şarlman'ın devasa Karolenj İmparatorluğu'nun varisler arasındaki savaşlar sonucu parçalanması ve 843 Verdun Antlaşması ile Batı Frank (Francia Occidentalis) Krallığı'nın Dazlak Karl idaresinde sınırlarının çizilerek kendi hukuki/siyasi zeminini oluşturması. Daha sonra 987'de Hugh Capet'in tahta çıkışıyla modern krallığın sülale ve idari temellerinin atılması.
Yıkılış
Fransız Devrimi'nin radikalleşme sürecinde, 10 Ağustos 1792 ayaklanmasıyla monarşinin fiilen devrilmesinin ardından, 21 Eylül 1792 tarihinde Ulusal Konvansiyon'un krallığı resmen lağvedip "Birinci Fransız Cumhuriyeti"ni ilan ederek Ancien Régime'e (Eski Rejime) son vermesi.