Seyahat · 26 durak

Avrupa Seyahatnamesi

Duraklar(26)

  1. 1
    Orenburg(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Orenburg ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Yani kısa bir sefer için az bir hazırlık ve uzun seferler için birçok hazırlıklar görmek lazim gelirdi. Şimdi, eski zamanlarda olduğu gibi, gidilecek yolun uzunluğuna bakarak hazırlık görmek lazim değil, belki gidilecek memleketin medeniyet ve umranına bakarak hazırlık görmek lazimdır. Çünkü oralarda her türlü ihtiyaç evvelden hesap edilmiş ve hazırlanmış. ya memleketlerinde gezilecek ve Sırbistan, Bulgaristan ve İstanbul'dan geçip yine Rusya'ya avdet edilecek ydi. Anlaşıldı ki bu memleketlere gidip gezmek için akçe ile maariften başka şeye ihtiyaç yok. Birkaç memleketi geçip aylarca seyahat etmek için bu kadar hazırlık pek az gibi görünür isede; tecrübe ile bildik ki, az değilmiş. Hem de çok olduğundan biraz rahatsızlık da Şol surette işlerimiz tamam olduktan sonra, 1899 senesinin 15 şubatında Orenburg'dan harekete karar verip akşam üstü giden trene binmek için istasyona vardık.

  2. 2
    Moskova(1899)

    Orenburg'dan çıktığımızın üçüncü günü, şubatın 18'inde, öğleden sonra saat dörtte Moskova'ya vasıl olduk. Her türlü makina ve alet edevat mağazalarının büyükleri ve hususiyle Şakir Efendi'nin evvelden beri alışveriş ettiği adamları, Moskova'nın Miyasniçki nam caddesinde olduğundan, daha trende bulunduğumuz vakitte Moskovalıları öğrenmiş idik. Büyük şehirlerin istasyonlarında, gelen misafirleri karşılamak için, meşhur oteller (misafirhaneler) tarafından gönderilmiş mahsus adamlarla arabaları olur. Moskova'ya gelip istasyonda trenden indiğimiz gibi, "Otel Metropol! Büyük şehirlerde birinci kattaki odalar ekseriya karanlık yahut rutubetli veyahut cadde boyunda ise gürültü ve şamatalı olmaktan nahil olmuyor. Geldiğimiz günün akşamı, görüşmek için Hacı Hüseyin Efendi Baybikov nam zatın hanesine vardık. Bir avuç Ermeni milletinin Moskova'da elliye yakın ticari işletmeleri mevcut olup birçoğunun milyoner ve kalanlarının da yüz binlerce ruble sahibi olması mal-ı ulûm ve maarif sayesinde olduğunu ve halbuki Rusya'nın asıl yerli halkı olan Tatarların ekserisinin Moskova'da arkasında iki üç pütük taşıyıp sabahtan akşama kadar şehir içinde otuz kırk verst yol yürüyerek ancak karın doyurmağa muktedir olabilmelerinin sebebinin dahi nadanlık olduğunu pek vazıh bir surette, lakin pek büyük bir taaccüple yad eyledi.

  3. 3
    Moskova(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Moskova ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Geldiğimizin ertesi günü, 19 şubat, cuma gününe müsait olduğundan cuma namazını kılmak için cami-i şerife gittik. Bu cami-i şerif taştan yapılmış güzel bir bina olup Moskova'nın Tatar Sokağı nam mahallesindedir. Anlaşıldığına göre, Moskova'da ticaret ile uğraşan on on beş bin kadar Müslüman var. Şehir pek eski olduğundan sokakları gayr-i muntazam. Binaları dahi ekseriya nizam ve intizama pek muvafık değil isede tezyin ve tamirine ziyadesi ile gayret ve himmet edildiğinden günden güne intizam tahtına dahil olup elektrik tenviri, elektrik tramvayı, telefon, şehir postası ve şehir telgrafları gibi vesail-i medeniye ile kesb-i ziynet ediyor. Moskova'ya geldiğimizin üçüncü günü Şakir Efendi 'nin işleri arkasından gezdik. Ve bu memleketlerde bulunan meşhur fabrikaların Rusya'nın Petersburg, Moskova, Odesa, Varşova gibi büyük şehirlerinde birer acenteleri ve nümune için birkaç türlü makinaları bulunarak, müşteri çıktıkta kendile rinin mensup oldukları fabrikalara telgraf ile haber verip müşteri tarafından tayin edilen vakitte makinanın hazır olması için tenbih ediyorlar imiş.

  4. 4
    Moskova(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Moskova ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Bu iki şehir arasında tren seferleri sıkoldu ğundan, vagonlar Rusya'nın başka cihetlerindeki derecede kalabalık olmuyor. Ve çantamızı açıp, yolda okumak için Moskova'da al mış olduğumuz kitaplardan birer tanesini çıkardık. Moskova'dan çıktığımızın ertesi günü, 27 şubat sabah saat dokuzda Petersburg istasyonuna vasıl olduk.

  5. 5
    Sankt-Peterburg(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Sankt-Peterburg ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Büyük şehirlere varıldığı gibi en birinci iş misafirhane intihab etmek ve "nereye inmek" meselesidir. Şimdiki halde, Rusya hükı 1 met-i fahimesinin payitahtı olan Petersburg şehri 1703. Geldiğimiz günün akşamı, ziyaret ve görüşmek için Pe tersburg 'un imamı ve mülkiye ahundu Ataullah hazret Ba yezitov'a vardık isede, evde olmadığından ziyaret varaka larımızı bırakıp çıktık. diğimizin ertesi günü pazar olduğu cihetle kütüphane ve müzeler kapalı olduğundan, gündüz Ataullah hazret Bayezitov' a vardık. Büyük şehirlerdeki muteber tiyatrolarda hangi gün hangi oyunun gösterileceği birkaç gün evvel ilan olunup biletleri dahi satılmağa başlıyor. Bundan sonra gezmek için İmparatorski Ermitaj (Ermi taj Müzesi) namındaki büyük bir müzeye vardık. Ertesi gün, 2 martta, Petersburg'daki meşhur kütüpha ne-iuluma gittik.

  6. 6
    Sankt-Peterburg(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Sankt-Peterburg ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: -İ İMTİYAZI İLY AS MİRZA el-Boragani EL KiRiMİ Almanyalı Jan Gutenberg tarafından matbaacılık sana tının icadından beri gerçi beş yüz sene geçsede, bu gibi faydalı bir hünerden bizim Rusya İslamlarının bizzat faydalan mağa başlamaları çok değildir. Kur' an-ı Kerim ve sair kütüb-i İslamiye Rusya'da hayli vakitten beri tab olunmakta idi. İlyas Mirza, Kırım zadegânlarından olup asıl vatanı Bahçesaray ' dır.

  7. 7
    Sankt-Peterburg(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Sankt-Peterburg ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Petersburg Müslümanları üç mahalleye münkasım olup, üç imamları var. Arası beş on sene geçtiği halde ancak kırk bin ruble kadar iane cem' edil miştir. Cumad::ı.;1 sonra bizi dahi kendi yanlarına çay içmeğe davet ettiier.

  8. 8
    Almanya (demiryolu)(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Almanya ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: İN 'E HAREKET Petersburg'tan doğru Berlin'ekadar kişi başına otuz altışar ruble ile ikinci mevki bilet alarak trene binip akşam üstü saat sekizde hareket ettik. Trende birinci işimiz, varacağımız Berlin hakkında bir miktar malumat hasıl etmek oldu. Bina enaleyh, Berlin'in, Petersburg'ta aldığımız "rehber" ve "de lil"lerini mütalaaya başladık. Seyahlara mahsus, büyük şe hirler için yazılmış olan "delil" kitaplarının en mükemmeli, Almanyalı "Breger" rehnümalarıdır. Almanya, İtalya, İsviçre ve Mısır gibi seyahlann çok gezdikleri memleketler için yazılmış olan bu delil kitaplarının Fransızca, Almanca ve İngiliz lisanında olanları var. olduğu gibi, o şehirlerde trenlerin nerelerden ve ne vakitlerde gelip gittiği, fiyatları, istasyonları, o şehirdeki büyük ve küçük oteller, misafirhaneler, bunların bahaları ve hangisinin nasıl olduğu, o şehre varıp trenden indikten sonra ara bacıyı nasıl tutmak ve ne kadar ücret vermek lazim olduğu, o şehirdeki müzeler, saraylar, kütüphaneler ve sair şayan-ı temaşa yerler ile sokaklar ve meydanlar, tiyatrolar, aşhane ve kahvehaneler, hulasa bir seyahın dikkatine şayan nevar sahepsi oldukça mufassal ve mürettep anlatım edilmiş. Bu kitapları mütalaa edipde elirıde pusula olan adam, ne kadar büyük şehir olursa olsun, birçok seneler yaşadığı şehir gibi gezip her yerini görmeye mukte Bilirımeyen bir şehre varıldığı vakit, velev az da olsa, evvelden bazı malumat almak icab eder.

  9. 9
    Berlin(1899)

    Berlin şehrinin tama mını bir demir yolu ihata etmiş olup, 1 3 istasyonu var. Berlin 'iihata etmiş olan bu demir yolu binaların üstünden on arşın kadar yükseklikte yapılmış olup, yetmiş beş milyon mark kadar mesarif çıkmış. BERLİN ' EVUSÜListasyona indiğimiz gibi, eşyalarımı zı hamala yükleterek, kapıya götürmesi için Fransızca söy leyip baktım isede zahmetim boşa çıktı: Fransızcadan hiç bir şey anlamadı. Halbuki Berlin 'de ha valar oldukça güzel ve sokaklar ayna gibi temiz ve kupkuru olduğundan, bot ve kalın palto filanla gezen hiçbir adam ol madığını istasyondan çıktığımız gibi müşahede etmiştik. Geldiğimizin üçüncü günü akvaryum, yani hayvanat-ı bahriye muhafaza edilen müzeye vardık. çünkü büyük şehirler deki tiyatrolarda ve hususiyle operadaoşehrin enkibar kısmı bulunur. Geldiğimizin dördüncü günü Unterden Linden cadde sinin şarki ucundaki kral saraylarının karşısında olan müze hanelere gittik.

  10. 10
    Berlin(1899)

    Geldiğimizin dokuzuncu günü, 1 mart gündüz saat 1 'de Potsdam istasyonundan trene binerek Berlin'den Mag deburg beldesine gittik. Alman trenleri oldukça süratli seyrediyor ve Hem de mevkiflerde pek az duruyor. Çünkü yemek içmek için trenin içinde büfe oldu ğundan herkes orada yiyip içiyor. Karyeleri bizim şehirler gibi iki katlı binalar, taş yahut asfalt döşenmiş sokaklar, tramvaylar ve elektrik tenviratı ile müzeyyen olup, enfena karyelerine bile günde iki üç defa posta gittiği "rehnüma"larda yazılmış. Geceleri bütün şehir elektrik ziyasına gark edilip, soka ğın iki tarafındaki büyük ve güzel mağazaların içindeki eşyalar yekpare camların ardından tamamiyle görünüp, tema şasına doyulmaz latif bir manzara hasıl ediyorlar. Almanya'da altın çıkarılan maden kuyuları bulun madığı halde bu hususta Almanlaroderece terakki etmişlerdir ki, topraklarında pekçok altın çıkan memleketler Al manlara müracaata mecburdur. Nehrin ikinci tarafı dahi böyle olup, oradada demir yolu var ve birbiri arkasından trenlerin geçip gittiği görül mekte ydi.

  11. 11
    Köln(1899)

    Köln beldesi, ticaret ve sanatça pek ziyade terakki etmiş bir şehir olup, üç yüz bin kadar nüfusu havidir. Mezhepçe kısm-ıazamı katoliktir. Köln 'ün istasyonu fevkalade birsu rette büyük ve muntazam olup, adeta her yarım saatte bir tren hareket ediyor. Köln' egelip trenden indikten sonra eş yalarımızı emanethaneye koyup gezmek için şehre çıktık. Köln'de en birinci derecede şayan-ı temaşa olan, Katedral, yani büyük kilisedir. Köln'ün sokakları darca ve eğri büğrüdür. Köln'ün belediye bahçesi şehrin bir kenarında olup, ha kikaten şayan-ı temaşa ydi.

  12. 12
    Brüksel(1899)

    "Rehnüma"da anlatım olunduğuna göre, Brüksel beldesi dört yüz seksen bin kadar nüfusu havidir. Şehrin yeri düz olmayıp, inişli yokuşlu iki kısımdan ibarettir. Kral sarayları, ecnebi sefarethaneleri ve şehrin park ve bahçeleri hep bu taraftadır. Rusya'yagelip maden çıkaran, tren ve atlı tramvay işleten Belçika şirketleri az değildir. Brüksel'de dahi kral kütüphanesi, sanayi-i nefise ve re binaların numune ve modellerini havi Müze Kommünal, talim ve tedris aletlerini havi Müze Scoliar, fünun-ı tabiiye müzesi ve cesim kaşaneler ile tesisat-ı medeniye pekçok idiysede, bunların enbüyük ve en mühimlerini Berlin'de gördüğümüz ve yakında Paris ile Viyana'da dahi göreceği mizdenokadar ehemmiyet vermedik. Brüksel'in en güzel yerleri parklarıdır. İstanbul'da bir Rumkızı ile teehhül ederek onu Brüksel'e getirmiş.

  13. 13
    Paris(1899)

    Başka katlarında yerolma dığından dördüncü katta iki yataklı bir oda tuttuk. Grand Otel, Paris'in en büyük misafirhanelerinden olup, dördüncü katı kubbe-i semanın yarısına kadar çıkmış dense, öyle çok mübalağa olmaz. Odaları en makbul yerler ikinci ve üçün cü kadardır. Büyük otellerin koridorlarının, olur olmaz şehirlerin caddeleri kadar uzun olanları var. Adresi Şakir Efendi'yemalum olduğundan, ertesi gün onun kaldığı otele, kendisiyle görüşmeğe gittik. Paris, yalnız Fransa'nın payitahtı olmakla kalmıyor, belki bütün Avru pa'nın merkezidir. Sekenesi üç milyondan ziyade olup, nizam ve intizamı, letafet ve güzelliği ile bütün Avrupa'daki şehirlerin birincisidir.

  14. 14
    Paris(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Paris ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Bir iki sene mukaddem bu zat ga zetesinde otuz derste Arapça konuşmayı, okumayı ve anla mayı öğrettiğini ilan etmiş ydi. m-ı Arabiye "profe sörleri", yani müderris hazretlerimiz hiç tevakkufsuz gece ve gündüz çalışıp otuz sene Arapça okutuyorlarda konuş mak, okumak, anlamak değil bu üçünden hiç olmazsa birisini layıkıyla veremiyorlar. Otuz sene okumuş piş-kadem bir şakirt Camiü 'r-rumı 1 z'u, Süllem Kadı'yıgüzel mütalaa ediyor, lakin eline Arapça yazılmış bir mektup yahut bir ga zete verilecek olsa yahut bir Arapla konuşmak lazim gelse biçare piş-kademin lisan-ı Arabiyeden behresi pek az oldu ğu meydana çıkıyor. 'nin ilanını gördükte, mümkün olursa, Paris 'eosaat varıp otuz derste Arapça öğrenmek fikrine düşmüş idim. Şimdi ise Paris 'e geldik. Oyaşında olduğu halde Paris 'te tahsilde bulunan bir Türkten Türkçe lisan öğreniyormuş. Orada Paris 'in içeri tarafını görmüş olur sunuz" dedi.

  15. 15
    Paris(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Paris ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Akşam saat yedide Dijon istasyonunda tren yirmi dakika kadar tevakkuf etti. İstasyona çıkıp yemek yedik. Fransa'nın trenleri dahi çok süratli gidiyor. imizin ertesi günü, sabah saat altıda, Fransa'nın Bahr-i Sefid'de en büyük ticaret limanı olan dört yüz bin nüfuslu Marsilya beldesine geldik. İkinci tarafında kubbe-i semanın yarısına kadar yükselmiş olan dağlar ve tepeler ve onların arasında her türlü çiçekler ve sıcak memleketlere mahsus her türlü nebatat ile oldukça yüksek ve büyük palmi yeler ve emsalsiz derecede müzeyyen ve latif bahçeler gö rünmekte ydi.

  16. 16
    Nice(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Nice ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Birer yataklı ve ortasından kapılı iki odanın fiyatı on frank ydi. İngiltere kra liçesinin Nis 'te mahsus sarayı mevcut olup ekser seneler oraya gelerek bir müddet kalıyormuş. Nis 'te Türk hamamına gittik. İşte Nis 'e geldiğimizin ikinci günü burayı görmeye gittik.

  17. 17
    Monte Carlo(1899)

    Ve bunun Monte Karlo denilen kısmında son derece dikkat ve maharetle terbiye edilmiş ve memalik-i hariciyeye mahsus her türlü nebatat ve çiçekler ile müzeyyen bir güzel park (bahçe) var. Bahçenin bir kenarında padişah sarayı gibi büyük ve muhteşem bir bina var ki, işte meşhur Monte Karla kumar hanesi budur. Bazı masaların etrafında Rusça mükalemeler işitildiğinden burada Ruslarında azol madığı anlaşılıyor.

  18. 18
    Nice(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Nice ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Avusturya memleketinin Tirol kısmındaki Miran beldesine müteveccihen, 2 Nisan'da gündüz saatlü 'da Nis 'ten hareket etik. Bakışları pek sathi oldu. Trenya rımsaat kadar tevakkuf ettiğinden burada istasyonda taam ettik. Bunun üzerine, ahalisinin sa'y ve gayreti, hüner ve maarifeti munzam oldukta, memleketin mamuriyeti ziyadesiyle tezayüd etmış. Kendileri Hollanda memleketinden olup, kışı geçirmek için İtalya'ya varmışlar.

  19. 19
    Milano(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Milano ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Sabahleyin kalkıp şehri görmek için sokağa çıktığımız gibi, karşımızda bir ibtidai mektep göründü. Çünkü Fransızca ile İtalyanca arasında pek yakın bir münasebet var. Dom tesmiye edilen ve oldukça müzeyyen ve meşhur olan katedral kilisesini gezdik. Milano'nun güzel bir parkını ve ona karib bir yerde III. İtalya pekgü zel bir memleket olup her tarafında bir letafet ve insanlarında bir mülayemet ve şairiyet var.

  20. 20
    Merano(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Merano ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Miran beldesi Avusturya'nın Tirol beldesinde ve Alp dağları arasında sekiz bin kadar nüfuslu bir şehirdir. Havası pek yumuşak olduğundan fakrü 'd-dem, zik-inefes ve ve rem ve asabiü ' l-mizac hastalıklarına duçar olan adamlara doktorlar burasını tavsiye ediyorlarmış. Dağların eteklerindeki zümrüt gibi yeşillik ve her türlü çiçekler havaya ciyadet, gönüllere huzur ve safa bahş ediyor. Dediğine göre kendisi an-asıl İran'ın İsfahan tarafından olup, memleketini terk edeli kırk iki sene olmuş. Sonra Avusturya'nın Lemburg, Karlsbad, Fransis bad şehirlerinde oturmuş. Burada trenler oldukça süratli hareket ediyor ve iki tarafta çiçek lerle müzeyyen yeşil sahraların ortasında tepeleri bembeyaz karlar ile örtülmüş azametli Alp dağlarının ve beyaz köpükler saçarak kenarlarından şırıl şırıl akmakta olan çağlayan ların letafeti tariften hariç ydi.

  21. 21
    Viyana(1899)

    Üçüncü katta iki yataklı bir odanın fiyatı gündelik dört buçuk florirı ydi. Viyana'nın darülfünununda altı binden ziyade talebe ve üç yüz kırk yedi müderris bulunup ilm-itıb, ilm-iheyet, ilm-i hikmet, nebatat, kimya ve teşrih fenleri ile ulı 1 m-ı diniye tedris edildiği, belediye binası için on beş milyon florinden ziyade sarf edildiği "rehnüma"da yazılmış ydi. Büyük şehirlerde ve hususiyle Avrupa payitahtlarında akşamdan sonra ahalirıin ekserisi sokağa çıkarak bir kısmı tiyatroya, bale, konser gibi yerlere gidiyor bir kısmı büyük kahve hanelerde mütalaa yahut musahabe ile vakit geçiriyor ve bir kısmı bulvarda geziyor. Geldiğimizin üçüncü günü Viyana'nın mülhakatından olan Şeibron saraylarını ve Prater tesmiye edilen teferrüc gfilıı görmeye gittik. Prater'in medhaline yakın bir yerde Viyana dö Venedik isminde büyük bir bahçe yahut daire yapılmış ki burada İtalya'nın güzelliği ile meşhur-ıalem olan Venedik şehrinin küçük bir mikyasta timsali vücuda getirilmış. Halbuki bir adam trenirı karşısına geçipde onu durdurmak isterse trenoadama bakıpda durmuyor.

  22. 22
    Macaristan (demiryolu)(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Macaristan ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: den beynelmilel yataklı trenle hareket ettik. Kişi başına altmış altışar filorine (altmış ikişer rubleye) birinci mevki biletleri almış isekde "yatak parası" mamıyla trende daha bir miktar alınacak ydi. Yataklı vagonlar odaoda olup bazısı dörder kişilik ve bazısı ikişer kişiliktir. Yarın şehri gezeriz, sonra başka bir trenle gideriz. Bizim biletlerimiz her trenin birinci mevkisi için makbuldur. etme dik, açtıkları odaların birine girip oturarak geldik ve saat on iki kararlarında yani Viyana'dan hareketimizden dört buçuk saat sonra Budapeşte 'yevasıl olup trenden indik.

  23. 23
    Budapeşte(1899)

    Fatih Kerimi, 1899 yılı Avrupa seyahatinde Budapeşte ile ilgili izlenimlerini şöyle aktarır: Sabahleyin kalkıp kahve içtikten sonra şehri görmeye çıktık. Çünküogün öğleden sonra saat iki buçukta İstan bul' a gidecek olan trene kadar epeyce vaktimiz vardı. Macaristan'ın merkez-i idaresi olan Budapeşte beldesi beş yüz bin nüfuslu bir şehir olup ortasından Tuna nehri geçiyor. Çok beklemedik, tren hareket etti, Budapeşte 'den ayrıldık. Biraz gittikten sonra kondüktör müdür hizmetçi midir odamıza bir adam gelerek şapkasını çıkarıp selam verdi. Trenimizde "vagon-salon" denilen bir taamhane vardı. Evvelki trenden inip kaldığımız için çok memnun olduk.

  24. 24
    İstanbul(1899)

    İstanbul' agelip Sirkeci istasyonunda trenden indiğimiz gibi Türk memurları pasaportları istediler, verdik. Yalnız burada lazim olacağı hatırımıza gelmedi. Gerçi vize edilmediği için bize bir şey olmadı, amavize ettirmek Rusya'da ve Türkiye'de kat'i nizamdır. Hatta bu hükumetlerin pasaportu vize edil memiş adamları memlekete ithal etmeyip hudut haricine geri göndemieğe hakları var. Şehir yedite pe üzerine mebni olup başlıca üç kısma ayrılmış. İkincisi İstanbul ve üçüncüsü Galata taraf larıdır. Hem de İstan bul'da her millet kendisinin milli kıyafetiyle gezdiğinden İstanbul caddeleri etnoğrafya ve ilm' ül-beşer müzesi hük mündedir.

  25. 25
    Karadeniz(1899)

    Avrupa'yı Asya'dan ayıran ve Karadeniz'le Marmara denizlerini birleştiren Bosfor yahut Karadeniz Boğazı'nın zümrüt gibi yemyeşil tepeler ve onların üzerinde bağbah çeler ve latif köşkler ile müzeyyen ve sahilsaraylar ve yalı larla mestur olan iki tarafını temaşa ederek Karadeniz'eçık tık. Bosfor'un tOlü takriben yedi kilometre ve umk-ımüte vasıtı yirmi yedi metre ve genişliği beş yüz elli metre ile üç bin metre arasındadır. Vapur sallanma ğa başladı. Öğleden sonra saat beşte Sivastopol'avasıl olup gümrükte eşyamızı muayene ettirtikten sonra doğruca istasyona gittik ve akşam saat sekiz civarında hareket edip saat onda yani iki saat sonra Bahçesaray'avasıl olduk.

  26. 26
    Bahçesaray(1899)

    Bahçesaray'da Sentralni namında bir misafirhaneye nazil olarakogece istirahat ettikten sonra şehri görmeye çıktık. Bahçesaray'ın on dört bin miktarlarında ahalisi mevcut olup ekseri İslam, kalanları Ermeni, Yahudi ve Rusgibi milel-i sairedir. Bahçesaray eski Kırım hanlarının makam olarak han sarayları, elyevm dahi bakidir. Bahçesaray'ın İslam ahalisi arasında ulOm ve maarif-idün yeviye henüz meydan bulamadığından ticaret ve sanatte rakki edemeyor. Şimdiki halde Rusya Müslümanları için Bahçesaray'ın bir ehemmiyet ve mahiyeti var iseoda fazıl ve muhterem İsmail Bey Gasprinski tarafından neşre dilen Tercüman gazetesi vasıtasıyladır ki Rusya Müslüman larının terakkiyat-ıfik:riyesine hizmet edip bu gayretle mü derris on sekiz yirmi seneden beri medeniyet ve insaniyet dersi öğrediyor. 2 1 mayısta akşam saat onda Bahçesaray 'dan hareket edip 2 mayısta sabah saat dokuzda Moskova'ya vasıl olup yine Otel Metropol'eindik. Gerçi seyahatna meler fenni ve edebi olarak daha geniş bir programda bu lunmak lazim isede bizim ahalide matbuat ve mütalaa hevesi gereği gibi uyanmadığından bundan ziyadesine şimdi likhal ve zaman müsait olmadı.

Harita yükleniyor…