Kronik

43. Bölüm — Harem, yaşam ve din

Türk İmparatorunun Kadınları ve Sarayları Üzerine. Daha önce bahsettiğimiz gibi, Türk İmparatorunun tahtının bulunduğu Saray'da 1 500 kadar İç Oğlanı 2 vardır. Bu Saray'ın içinde, padişahın kadınlarının 3 ve çocuklarının yaşadığı ayrı bir Saray 4 daha bulunur. Kadınlara Sultan 5 denir....

Türk İmparatorunun Kadınları ve Sarayları Üzerine.

Daha önce bahsettiğimiz gibi, Türk İmparatorunun tahtının bulunduğu Saray'da 1 500 kadar İç Oğlanı 2 vardır. Bu Saray'ın içinde, padişahın kadınlarının 3 ve çocuklarının yaşadığı ayrı bir Saray 4 daha bulunur. Kadınlara Sultan 5 denir. Çocuklarıyla birlikte yaşadıkları bu odalarda çok sayıda hadım 6 ve üç yüzden fazla genç bakire 7 vardır. Bu kızların başına, onlara dikiş ve çok güzel işlemeler yapmayı öğreten yaşlı kadınlar 8 atanır. Her bir kızın günlüğü 15 akçedir ve 9 yılda iki kez Bayram 10 günlerinde ipek elbiselerle ödüllendirilirler.

Bu kızlardan biri Türk İmparatorunun hoşuna giderse, onu kadın olarak 11 alır. Onunla her yattığında ona bin akçe 12 hediye eder; bu kadın diğerlerinden ayrılır 13 ve büyük bir onura/itibara yükseltilir. Ancak bu kızlar yirmi beş yaşına gelip de padişah tarafından istenmezlerse artık sarayda tutulmazlar. Rütbelerine göre Sipahi Oğlanlarına 14 veya diğer subaylara eş 15 olarak verilirler 16. Onların yerine saraya yeni kızlar alınır. Bu sarayın 17 da tıpkı asıl saray gibi kendi Ağası, Kapıcıları ve diğer memurları vardır.

Galata 18 ve Edirne Sarayları: Konstantinopolis'in tam karşısında yer alan Pera 19 şehrinde de başka bir Saray vardır. Burada da diğer saraylarla aynı eğitime ve düzene sahip 500 İç Oğlanı yaşar. Bilinmelidir ki, Eski ve Yeni olmak üzere iki adet Edirne 20 şehri vardır. Eski şehirde 300 çocuk yetiştirilir. Meriç 21 nehri kıyısındaki Yeni Şehir'de ise diğer saraylarla aynı eğitimi gören 300 acemi yeniçeri 22 bulunur. İmparatorun asıl sarayında boşluk oldukça bu dış saraylardan 23 yetenekli gençler alınarak Merkez Saraya 24 transfer edilir.

Tersane 25: Pera şehrinin denize bakan tarafında Tersane 26 bulunur. Burası kalyonların, kadırgaların ve devasa kargo gemilerinin yapıldığı ve saklandığı yerdir. Burada günlük 200 marangoz 27 ve 60 baş usta 28 çalışır. Tatil günlerinde 6 akçe, normalde 12 akçe maaş alırlar. Tersanede bir Baş Katip ve on katip ile günlüğü 4 akçe olan çok sayıda işçi çalışır. Gemi yapmak için o kadar çok, o kadar güzel ahşap ve malzeme 29 yığınları vardır ki hiçbir şeyin eksiğini çekmezler, ne isterlerse ellerinin altındadır.

Ancak şunu bilmek gerekir ki; Türkler kalyon ve gemi yapımında tamamen beceriksiz ve tecrübesizdirler 30! Yaptıkları gemiler asla Hıristiyanlarınki kadar sağlam, iyi, hafif veya kolay yönlendirilebilir değildir. Yaptıkları gemiler devasa, kaba 31, hantal 32 ve denizde yönetmesi çok zor gemilerdir. Üstelik bunun için istedikleri parayı verdikleri Hıristiyan ustaları çalıştırmalarına rağmen durum böyledir.

Tersanenin ve tüm bu çalışanların en üst yöneticisi "Denizlerin Efendisi" 33 olan Kaptan Paşa'dır 34. Donanma 35 her denize açıldığında tüm sorumluluk ondadır. Eskiden bu görevi hep Gelibolulu 36 biri yapardı. Ancak kısa süre önce Türk İmparatoru bu görevi Barbaros'a 37 vermiştir. Barbaros bu işten devlet hazinesinden yıllık 14.000 düka maaş alır. Ayrıca Midilli 38, Rodos ve Eğriboz 39 adalarının vergilerinden bu maaşın üç katı kadar ek gelir elde eder.

Barbaros bu makama gelmeden önce Türkler, bazı deniz korsanları 40 hariç, denizde seyretme konusunda tamamen cahildiler. Hatta bugün bile bir donanma donatacaklarında Yunanistan veya Anadolu'dan çobanları 41 toplayıp zorla kadırgalara koyarak kürek çektirirler. Kürek çekmeyi o kadar bilmezler ki gemiyi dengelemekte bile zorlanırlar! İşte bu yüzden Türkler bugüne kadar denizde övgüye değer, erkeksi bir başarı elde edememişlerdir. Ancak Barbaros onları biraz eğitti ve denizde daha becerikli hale getirdi.

42: Konstantinopolis ve Türk İmparatorluk Sarayı hakkında şu ana kadar 43 şey yazdım; ama eminim bilmediğim daha bir o kadar şey vardır. Bu devasa ve güçlü imparatorlukta bulunan her şeyi anlatmak, benim sahip olduğumdan çok daha yüksek bir zeka ve tecrübe gerektirir. Bu yüzden bunu benden daha eğitimli olanlara bırakıyorum.

Türklerin hane halkı ve ev içi yaşamlarına 44 gelirsek: Bakabilecekleri 45 kadar çok kadın 46 almalarına izin verilmiştir. Kendi yasaları 47 dört kadına, bazen daha fazlasına kadar izin verse de, pratikte 48 hiçbiri birden fazla yasal eşle 49 evlenmez.

Kadınlar kocalarına çeyiz 50 getirmezler. Tam tersine, kızlarını ona vermeleri için damadın, kızın anne ve babasına bir "başlık parası/mehr" ödemesi gerekir. Düğünler 51 çok büyük bir ihtişam ve gösterişle 52 yapılır. Eğer daha sonra taraflardan biri diğerinden memnun kalmazsa boşanma 53 hakları vardır ve başkasıyla evlenebilirler.

Türk kadınları sokaklarda asla yüzleri açık dolaşmazlar; yüzlerini tamamen örterler 54. Evlendikten sonra bir daha babalarının veya erkek kardeşlerinin yanına gitmezler, sadece annelerinin, kız kardeşlerinin veya kan bağı olan akrabalarının yanına gidebilirler.

Kına Adeti: Türk kadınları saçlarını ve elleriyle ayaklarının dış kısımlarını, kendi dillerinde Kına 55 denen bir bitkiyle boyarlar/merhemlerler. Bu bitkinin yaprakları mersin ağacına benzer; nar ve limon suyuna 56 batırıp hazırlarlar. Bu yüzden saçları, ayakları, elleri ve özellikle tırnakları 57 tamamen kırmızı 58 olur. Bunu onlarda defalarca gördüm. Bu boya 59 on beş gün veya üç haftadan fazla dayanmaz, tekrar sürmeleri gerekir. Onlar bu boyayı kadınlar için son derece değerli ve güzel bir süs 60 olarak kabul ederler.

Giyim Kuşam: Türk kadınlarının kıyafetleri ayaklarına kadar uzanır ve yanlardan tamamen açıktır. Sadece yürürken görünen gömlekleri 61 bütün/kapalıdır. Gömlekler genellikle ince ve saf kumaştan yapılır; boyun yakasına kadar altın şeritlerle 62 süslenir. Fakir olanlar ise keten veya farklı renklerde basit elbiseler giyer. Bellerine geniş bir kuşak veya kemer 63 sararlar.

Türk kadınlarının kıyafetleri ile erkeklerin kıyafetleri arasında çok büyük bir fark 64 yoktur; sadece kadınların elbiseleri göğüs kısmından biraz daha dardır, kolları erkeklerinki gibi uzun ve sarkıktır. Türkler bizim erkek kıyafetlerimizdeki o devasa "Kemer/Fermuar/Bacak arası torbası" 65 modasından son derece iğrenirler 66! Grekler de bu parçadan nefret eder ve bunu takmazlar. Eğer olur da Türklerin eline bu "Laz/Codpiece" parçasını takan bir Hıristiyan esir düşerse, onu hemen pantolonundan kesip 67 uzağa fırlatırlar!

Ayrıca bilinmelidir ki, Türkler o kadar gösterişli, kibirli, küstah ve şöhret düşkünü 68 bir halktır ki; güneşin altında kendilerine denk veya onlarla kıyaslanabilecek hiçbir millet olmadığına inanırlar! Tüm dünyayı 69 kendi boyundurlukları altına alacaklarına o kadar katı bir şekilde emindirler. Askerlere, özellikle de asilzadelere çok saygı duyarlar. Hıristiyan inancını terk edip Türklüğü kabul eden asil soylu bir esiri kolayca ikna ederler; ona "Çelebi" 70 unvanı vererek onu büyük bir saygı ve onurla ödüllendirirler.

Türklerin aklı fikri her zaman değerli ve gösterişli kıyafetlerdedir. Özellikle "Kılıç" dedikleri savaş kılıçları ve diğer silahlarıyla gurur duyarlar. Bunları her tarafı altın ve gümüşle kaplı, en pahalı şekilde işletirler.

Karakterleri: Türkler doğaları gereği çok kaba bir anlayışa sahip 71, aptal 72 ve son derece tembeldirler 73. Çalışmaktansa aylak dolaşmayı 74 severler. Şövalyece işlere pek yatkın değillerdir; daha ziyade çok yeme, oburluk ve sarhoşluğa 75 düşkündürler! Bazen arka arkaya üç gün boyunca bir sofrada 76 oturup sadece yiyip içerler; tuvalete çıkmak 77 dışında masadan kalkmazlar. Uykuları gelince doğrudan masanın üstüne devrilip orada uyurlar. Sadece şaraba 78 ulaştıklarında gerçekten neşeli ve iyi hissederler. Her ne kadar dinleri 79 şarabı yasaklasa da, onu kendi aralarında yaşayan Yahudilerden ve Hıristiyanlardan satın alırlar.

Görebildiğim ve yargılayabildiğim kadarıyla birçok açıdan Almanlara 80 benzerler: Özellikle bedensel güzellikleri, iri yarı olmaları, kelimeleri telaffuzları 81 ve savaşlardaki erkeksi cesaretleri 82. Ancak özgür bilimler 83 ve eğitim 84 konusunda kendi dinleri hariç tamamen cahildirler 85. Sadece Türk İmparatorunun elinde Arapçaya çevrilmiş bazı felsefi kitaplar 86 bulunur; atalarının yaptığı gibi bazen onları okutur dinler. Savaşa gittiklerinde yanlarında çok kalın ve büyük 87 kitaplar taşırlar; içlerinde kılıç, ok, yay ve hançer çizimleri olan bu kitapların onları düşman silahından koruyacağına inanırlar.

Türkler her türlü kötülüğe, utanca ve şehvete 88 eğilimlidirler ve bu günahlar onlara yasaklanmamıştır. Eğer düşmanın kapıya dayandığını görmezlerse veya zorlanmazlarsa savaşa pek gönüllü katılmazlar. Ayrıca güneşin altındaki en açgözlü 89 halktırlar. Evleri çok küçük, alçak ve basittir; içinde değerli pek bir mobilya yoktur, mimarisi güzel değildir. İçeriyi sadece yere serdikleri o güzel halılar 90 ve kilimlerle süslerler. Evlerine ayakkabıyla girmemelerinin 91 nedeni bu halılardır. Ayakkabıları bizdeki terlikler 92 gibi çok hafiftir ve kolayca çıkarılır; onlara "Başmak" 93 derler. Tarlada veya taşrada giydikleri ve hiç çıkarmadıkları ayakkabıya ise "Pabuç" 94 derler. Tıpkı bizim gibi tüylü/yumuşak yataklarda uyurlar, ancak yatak örtüleri zenginliklerine göre ipek ve değerli kumaşlarla kaplıdır 95.

Yatak çarşafları kaba pamuktan yapılır ama ipekle öylesine ustaca kaplanır ki alttaki pamuk görünmez. 96. Derin ve geniş toprak kaplardan 97 yemek yerler. Güzel evler inşa etme veya büyük servetler biriktirme gibi hevesleri yoktur. Çünkü tüm vezirler ve Paşalar 98 İmparatorun kölesidir 99; öldüklerinde İmparator mallarının üçte birine el koyar. Bazen tüm zenginlikleri İmparator tarafından müsadere edilir 100 ve çocuklarına sadece hazineden küçük bir pay 101 bırakılır.

Sofra Adabı: Yemek yeme ve içme şekillerine gelince; tamamen düzensizdirler. Yemek yerken sofra başında kıvrılmış halde yerde yatarlar 102; bacaklarını altlarına/arkalarına toplayıp çok alçak yuvarlak bir tepsinin/masanın 103 etrafına dizilirler. Zenginler altın kaplamalı masalarda yerken, fakirler kenarına havlu/bez 104 çekilmiş alçak tahtalarda yerler ve ellerini o beze silerler. En değer verdikleri yiyecekler daima tatlılardır 105. Etleri bol soğan ve baharatla 106 pişirirler. Şarap onlara yasaktır; bunun yerine zenginlerin içtiği erik suyu, bal ve üzüm şırasından yapılan bir içecek 107 içerler. Ancak şarap bulduklarında onu da içerler ve sarhoş 108 olurlar. Askerler sarhoşluğu ayıp saymazlar; bir an sonra fırtınalı bir savaşa girecek olsalar bile şarapla sarhoş olurlar. Eğer şarap bulamazlarsa "Afyon" 109 denilen bir otu 110 yerler; bu ot onların tüm üzüntülerini, korkularını ve acılarını alır.

111: Türklerin şu huyu övgüye değerdir: Üzerinde yazı olan hiçbir kağıdı 112 tuvalette veya kirli işlerde kullanmazlar. Paralarını kağıda sarmazlar! Çünkü o kağıdın üzerinde "Tanrı'nın adının" 113 yazılı olabileceğinden korkarlar. Eğer sokakta yazılı bir kağıt bulurlarsa, kimse üzerine basmasın diye hemen onu yerden kaldırırlar.

Tatil/Pazar günleri olarak Cuma'yı 114 kabul ederler. Ancak tatil yapmazlar; sadece öğleden sonra işi bırakırlar. Bizim pazar günümüze ise ticaret günü anlamına gelen "Pazar" 115 derler.

İslam'ın Doğuşu ve İbadetler .Muhammed 116, İsa'nın doğumundan 622 yıl sonra, İmparator Herakleios ve Frank Kralı Dagobert zamanında doğmuştur. Biz kendimize nasıl İsa'dan dolayı Hıristiyan diyorsak, Türkler de kendilerine Muhammed'den dolayı "Müslüman" 117 yani "kurtulmuş olanlar/Selige" derler. Biz Hıristiyanlara ise "Gavur" 118, yani kafir 119 derler. Özellikle Yunanları hiç umursamaz ve hor görürler. Çünkü Yunanlar zamanında onları hor görmüş, aralarındaki iç savaşlar ve kıskançlıklar 120 yüzünden Türkler tarafından kolayca yenilip köle edilmişlerdir. Ancak Latinlere veya Romalılara 121 çok saygı duyarlar! Onların gerçek ve cesur savaşçılar olduğunu düşünür ve Hıristiyanların dil/millet farkını bilmediklerinden hepsine "Frenk" 122 derler.

İman Esasları 123: Türklerin inancının temeli 124 şu sözlere dayanır: "Lâ ilâhe illâllah, Muhammedün Resûlullah, Tanrı Bir Peygamber Hak" 125. Yani: Allah'tan başka Tanrı yoktur, Muhammed O'nun elçisi/Peygamberidir, Tanrı birdir ve o gerçek Peygamberdir. Eğer bir Hıristiyan bilerek ya da yanlışlıkla 126 bu sözleri onların ülkesinde yüksek sesle söylerse, o andan itibaren ya İslam'ı 127 kabul etmeli ya da anında öldürülmelidir! Vaftiz yerine tıpkı Yahudiler gibi sünnet 128 olurlar. Ancak sünnet için acele etmezler; çocuklarını bazen beş, bazen on yaşına veya daha büyüğüne kadar sünnet ettirmezler 129. Sünnet ettiklerinde ise harika bir ziyafet ve eğlence düzenlerler; hiçbir zaman o günlerdeki kadar neşeli olmazlar.

İbadet ve Namaz: Rahiplerine İmam/Müezzin 130, kiliselerine ise Mescit 131 derler. Kiliseye sadece dua 132 etmek için girerler. Günde beş vakit namaz kılarlar: Sabah erkenden 133, öğlen 134, akşamüstü/ikindi 135, gece karanlığında 136 ve uyumadan hemen önce. Dua etmek 137 için illa camiye gitmek zorunda değillerdir; yere temiz beyaz bir bez serer, yüzlerini 138 o beze yapıştırır, göğüslerine vurarak dua edebilirler. Namaz vakitlerini minareye çıkıp "kulaklarını tıkayarak" 139 bağıran Müezzinler/Rahipler 140 bildirir. 141. Kadınlar sünnetsiz 142 oldukları için erkeklerle birlikte camiye 143 gidemezler. Ayrıca Türkler, kadınların Cennete giremeyeceğine 144 inanırlar! Onlara göre kadınlar, kıyamette Hıristiyanlarla birlikte cennet kapısının dışında kalacaklardır. 145.

Hz. İsa'ya Bakışları: Rabbimiz İsa Mesih'e 146 büyük bir saygı duyarlar. Onun Bakire Meryem'den 147 doğduğuna inanırlar. Tanrı'nın meleğinin Meryem'e Tanrı'nın kelimesini 148 getirdiğini ve onun "İsa Peygamber" 149 olacağını bilirler. Kur'an'da 150 Nisa Suresi'nde 151 "Allah hakkında sadece gerçeği söyleyin" diye yazdığını, İsa'nın Kutsal Ruh aracılığıyla Meryem'e gönderilen Tanrı'nın kelimesi olduğunu kabul ederler. Eğer birisi Hz. İsa'ya küfreder veya hakaret ederse 152; o kişi ister Türk, ister Hıristiyan, ister Yahudi olsun tıpkı Muhammed'e küfretmiş gibi cezalandırılır. Cezası 50 değnek 153 ve para cezasıdır. İsa'nın Yahudiler tarafından çarmıha gerildiğine ve öldüğüne ASLA inanmazlar! Onlara göre İsa o kadar yüce, dindar ve asil bir Peygamberdi ki, Tanrı onun 154 Yahudiler tarafından böylesine aşağılanmasına ve öldürülmesine izin vermezdi. Onun yerine çarmıha başka birinin gerildiğine inanırlar.

Yahudi Düşmanlığı ve Hıristiyan Kadınlarla Evlilik: Yahudileri 155 o kadar hor görür ve nefret ederler ki 156, onlarla asla yemek yemez, su içmez veya Yahudi kadınlarla evlenmezler! Hatta bir Yahudi'nin Türk bir kadınla beraber olmasına 157 asla izin vermezler. Ancak Hıristiyan kadınları 158 eş olarak alır, onların kendi Hıristiyan inançlarına göre yaşamasına izin verir ve Hıristiyanlarla rahatça yiyip içerler. En ilginci şudur: Bir Yahudi kendi dinini inkar edip Türk 159 olmak isterse, onu asla kabul etmezler; O Yahudi ÖNCE vaftiz olup Hıristiyan olmalı, sonra Türk olmalıdır!

İncillerimizi 160 bilirler ve ona "İncil" 161 derler. Ancak İncil'den sadece İsa'nın çarmıha gerilişi kısmını çıkarır, o kısımların Yahudilerin alaycılığıyla İncil'e eklendiğini iddia ederler. Ülkelerinde resme, heykele veya puta 162 asla izin vermezler; Musa'nın yasasına uyarlar. Bizim gibi kelimesi kelimesine "Babamız" duasını 163 okurlar. Şeytana 164 "Şeytan" 165 derler ve biz Hıristiyanlar gibi ondan çok korkarlar.

Temizlik ve Oruç: Dua etmeden önce 166 ellerini, ayaklarını, yüzlerini ve gerekirse tüm vücutlarını 167 gizlice yıkarlar. Tuvalete gittiklerinde 168 o kadar edepli ve temizdirler 169 ki; eğer birinin idrar yaparken ayakta veya tuvaletini yaparken yakalandığı görülürse bu en büyük utanç 170 sayılır. Hıristiyanların bu konuda temiz olmamasını çok eleştirirler ve bu kurallara uymayan Hıristiyanlara "temizlik kurallarına uymayan Hıristiyanlar" 171 derler.

Yılda bir kez Ramazan 172 denen bir ay boyunca oruç tutarlar. 173. Oruç sırasında gün boyunca tek bir lokma yemezler, ama gece olunca iyice karınlarını doyururlar 174. Oruç bitiminde bayram 175 yaparlar; bizdeki yılbaşı gibi birbirlerine mutlu yıllar 176 ve iyi dilekler dilerler. Bayramları bizimki gibi her yıl aynı mevsime denk gelmez; çünkü yılları güneşe göre değil ayın hareketine 177 göre hesaplarlar. Aya 178 büyük saygı gösterirler, ona "Ay" 179 derler. Yeni ay 180 doğduğunda büyük bir sevinçle, ellerini kaldırıp büyük bağırışlar koparır, havaya tüfekle ateş açar ve tüm ordugahta 181 davullar ve düdükler çalarlar. Kadınları ve çocukları, tıpkı bizim İsa resimleri taşımamız gibi, boyunlarında at nalı 182 şeklinde olan Hilal 183 muskaları taşırlar.

Dervişler ve Kader İnancı: İmamların ve Müezzinlerin dışında, kendi aralarında Derviş 184, Sofi 185, Abdal 186 ve Şerif 187 denen dini tarikatları vardır. Tıpkı bizdeki Kartüzler veya Dominik Rahipleri 188 gibi kıyafetlerinden tanınırlar. Türkler doğaları gereği hurafelere 189 ve mucizelere inanmaya eğilimlidir. Rüyalara ve kehanetlere 190 çok önem verirler. Ben kendi gözlerimle gördüm: Suya mum damlatıp 191 şekilleri okuyarak kehanette bulunurlar. Ayrıca Tanrı'nın takdirine 192 çok sıkı inanırlar; insanın ölüm saatinin 193 alnında yazılı olduğuna ve bundan asla kaçılamayacağına 194 kesinlikle inanırlar.

</user_query>

  • Palaſt
  • Knaben
  • Weiber
  • Harem
  • Sultanes/Königin
  • Eunuchi
  • Jungfrauwen/Cariye
  • Kalfalar
  • önceki bölümlerde belirttiğimiz gibi
  • Oster / Bayram
  • frauw
  • tauſend Aſperos
  • gözde olur
  • Spachoglanern
  • Eheweibern
  • Çıkma yaparlar
  • Harem
  • Pera
  • Galata
  • Adrianopoli
  • Mariſſe
  • Janniſeroter
  • Galata ve Edirne
  • Oberſten Palaſt
  • Zeughauß
  • Terſenaln
  • Zimmerleut
  • Protoz
  • Matery
  • vnerfahren
  • grob
  • dolpecht
  • Schiffherr
  • Beglerbeg
  • Armada
  • Callipolitaner
  • Barbaroſſe
  • Lesbus/Methelin
  • Euboea/Nigropont
  • Meerräuber
  • Coynariß/Koyunarı
  • Yazar Notu
  • belki de çok fazla
  • Haußhaltung
  • ernehren vnd erziehen
  • Weiber
  • Kur'an/Geſatz
  • zengin olmadıkça
  • Eheliche
  • Heimſtewer
  • Hochzeit
  • gepreng
  • ſcheiden
  • verdecken das
  • Cna/Kna
  • Cytronenſafft
  • Negel
  • roth
  • färbung
  • zier
  • Hembder
  • güldenen ſchnürlein
  • gürtel
  • vnderſcheidt
  • Läzen / Braguette / Codpiece
  • gröſſern abſchewen
  • hawen ſie jm denſelben ab
  • prächtig, ſtolz, vbermütig, Rhumſüchtig
  • den ganzen Erdtbodem
  • Chelebey - Edelmann/Asilzade
  • vngeſchickten
  • dollen
  • faul vnd treg
  • mäſſig
  • füllerey, ſauffen vnd freſſen
  • Tiſch
  • waſſer abſchlagen
  • Wein
  • Geſatz
  • Teutſchen
  • außſprechen
  • mannligkeit
  • freyen Künſten
  • ſtudieren
  • vnerfahren
  • Aristoteles / Ariſtotelis
  • Dini/Muska
  • geilheit
  • geizeſte
  • Täppigen
  • kapıda bırakmalarının
  • Pantoffel
  • Poſmach
  • Papouch
  • Fäderbeter kullanmazlar
  • Hıristiyanlardan alınan Methone şehrinde bu kumaşlardan çokça bulunmuştur
  • Häfen
  • Baſſe
  • Diener
  • zeucht zujm
  • jegelt
  • gleich wie die Säw beym Trog
  • Scheiben oder Tiſch
  • zwehele
  • ſüß
  • zwybeln vnd ſpecerey
  • Hoşaf/Şerbet
  • voll
  • Aſion / Oppion
  • Kraut
  • İlginç bir İslami Adet
  • Papyr
  • namm Gottes
  • Freytag/Juma
  • Bazar / Kauffmanſchatz
  • Mahomet
  • Muſulman/Meſſolmans
  • Caours
  • Vngläubige
  • neid vnd haß
  • Batılılara
  • Freins/Francken/Franzoſen
  • Kelime-i Şehadet
  • fundament
  • Lahila-hei Milalla, Mehennet Reſulla, Tangari Biu Berenberac
  • kazara
  • Geſatz
  • beſchnitten
  • Sünnetsiz ölenler bile olur
  • Meſen
  • Meſchit
  • Namaz/Czalauat
  • Morgens
  • Mittag
  • Veſperzeit
  • Nachts
  • namaz kılmak
  • secdede
  • mit verſtopfften Ohren
  • Talaſmanni
  • Bu ezan/rüffung çağrısıdır
  • veya temiz sayılmadıklarından/vnrein
  • kiliseye
  • nicht in das Paradeiß
  • Yazar Notu: "Sünnetsiz" (Sunct) kelimesi onlar için çok ağır bir hakarettir
  • Chriſtum Jeſum
  • Merien Ana
  • İsa'yı
  • Jeſſe/Iſſa Berennber
  • Alcorano
  • Capitel Elneſa/Kadınlar Suresi
  • gottsleſteret
  • ſtreich mit benglen
  • güneşin altındaki en alçak millet olan
  • Chifout / Çıfıt
  • feindt vnd ſo auffſetzig
  • Müslüman olmasına
  • Chriſtenweiber
  • Müslüman
  • Euangelia
  • Ingil
  • Götzenwerck
  • Vattervnſer - Fatiha suresi kastediliyor
  • Teuffel
  • Seithan
  • namazdan önce
  • boy abdesti
  • ſich leichter gemacht haben
  • ſauber
  • ſchandt
  • Chunoup Caour
  • Ramadan
  • Ay/Lunanın bir döngüsü
  • leben ſie deſter baß
  • Bayram
  • glückſeliges neuwes jar
  • Monnslauff
  • Monn
  • Hay
  • Hilal
  • Heerläger
  • huffeiſens
  • Nalcha
  • Deruis
  • Sophz
  • Demſcher
  • Seriff
  • Mönch
  • aberglauben
  • Waarſagen
  • weichwachß
  • fürſehung Gottes / Kader
  • ſtunde deß todts
  • entflihen