Kronik

36. Bölüm — Rodos teslimi ve Mohaç

Tam bu sıralarda İspanya'dan Roma'ya Papa VI. Adrian 1 gelmişti. Yanında iyi donanımlı askerler ve kadırgalar vardı. Daha sonra Papa VII. Clemens olacak olan Kardinal Medici ve Papa III. Paulus olacak olan Kardinal Farnese 2, Rodosluların bu çaresizliğini ve çektikleri eziyeti duyduklarında Papa'ya...

Tam bu sıralarda İspanya'dan Roma'ya Papa VI. Adrian 1 gelmişti. Yanında iyi donanımlı askerler ve kadırgalar vardı. Daha sonra Papa VII. Clemens olacak olan Kardinal Medici ve Papa III. Paulus olacak olan Kardinal Farnese 2, Rodosluların bu çaresizliğini ve çektikleri eziyeti duyduklarında Papa'ya içtenlikle yalvardılar. Ondan, elindeki gemileri ve askerleri Rodos'u kurtarmak için Tarikat'a yardıma göndermesini istediler. Çünkü o sırada İtalya'dan esen rüzgar tam da Rodos'a doğru 3 esiyordu ve donanma, Türk filosu orada olsa bile hızla Rodos limanına 4 ulaşabilirdi. Üstelik Girit 5 adasında da arkalarını kollayacak elli Venedik kadırgası hazırdı.

Bu iki kardinalin planı son derece makuldü 6. Ancak yeni seçilmiş olan Papa Adrian, bu faydalı ve iyi düşünülmüş tavsiyeyi kabul etmedi. Onlara şüpheyle 7 yaklaşıp teklifi reddetti. Anlaşılan o ki, bunca inançlı Hıristiyanı kurtaracak böylesine asil bir haçlı seferini gerçekleştirmek için Tanrı'nın lütfu ondan yanaydı değildi.

Rodosluların durumu o kadar umutsuz bir raddeye 8 gelmişti ki; sürekli savaşmaktan, siper kazmaktan ve nöbet tutmaktan tamamen bitkin 9 düşmüşlerdi. Büyük Üstat ve Tarikat şövalyeleri artık hiçbir yardım gelmeyeceğini anlayınca, altı aylık bir kuşatmanın ardından Türklerle müzakereye oturdular ve şu şartlarla teslim oldular: Silahlarını ve toplarını 10 geride bırakacaklar, ancak canlarına ve mallarına dokunulmadan adadan ayrılabileceklerdi.

Süleyman verdiği söze sadık kaldı 11. St. John Kilisesindeki tüm kutsal emanetlere 12 ve diğer kiliselerdeki hazinelere dokunulmasına izin vermedi. Şövalyeler bunları yanlarında götürebildiler. 13.

Bir pagan 14 halkının ve Hıristiyanların ezeli düşmanının bu davranışı gerçekten takdire şayan ve hayret vericidir! Süleyman'ın 30 bin askeriyle şehre girişi öylesine sessiz, alçakgönüllü ve barışçıldı 15 ki, tek bir gereksiz söz ya da gürültü duyulmadı; sanki hepsi "Sıkı İtaat Kurallarına Bağlı Keşişler" 16 gibiydiler.

Büyük Üstat, adadan ayrılmak için ikinci kez Sultan Süleyman'ın huzuruna çıkıp ondan izin istediğinde, Süleyman onu çok dostça 17 karşıladı. Hatta Süleyman, yanındaki tek ve en yakın danışmanı 18 olan İbrahim Paşa'ya 19 dönerek şöyle dedi: "Doğrusu kalbim sızlıyor. Bu zavallı, yaşlı adamın 20 onca gücünden ve makamından edilip, böylesine üzgün ve çaresiz bir şekilde adadan ayrılmak zorunda kalması; ömrünün şu son demlerinde böyle büyük bir felaketle karşılaşması beni gerçekten üzüyor." İşte talihsiz Büyük Üstat, o eski ve ünlü Rodos adasından bu şekilde boynu bükük ayrıldı.

Süleyman ise bu "Lokmayı" 21, tüm Hıristiyan dünyasının büyük bir utancıyla ama kendi şanına yakışır bir güçle Hıristiyanlığın ağzından söküp aldı. Rodos ve çevresindeki adalar kuşatmanın altıncı ayında zorla ele geçirildi.

Rodos'un teslim olmak için masaya oturduğu o aynı gün, Roma'da Papa Adrian'ın başına büyük ve uğursuz bir alamet 22 geldi. Noel 23 ayini için Aziz Petrus 24 Kilisesine girmek üzereyken, kilise kapısının üzerindeki devasa mermer sütun 25 büyük bir gürültüyle çökerek Papa'nın hemen arkasından yere düştü. Papa'nın muhafızlarından 26 birkaçı ezilerek öldü. Papa, kardinaller ve tüm saray erkanı dehşete düştü. 27.

Rodos'un tamamen ele geçirilmesinden sonra, Mısır Valisi Hayır Bey 28 öldü. Onun ölümünün ardından Ahmet Paşa 29 yönetime atandı. Ancak Ahmet Paşa, efendisine sadakat göstermek yerine "kendini büyük bir lord ve prens sanma" kibrine 30 kapıldı. Kahire'de kendisini "Sultan" ilan etmeye kalkıştı! Ancak efendilerine sadık kalan diğer Türk askerleri tarafından bu isyan kısa sürede bastırılıp, paşa boğularak öldürüldü 31. Bu olay şehirde ciddi bir kargaşa yarattı.

Süleyman bu isyanı 32 bastırmak için derhal İbrahim Paşa'yı 33 Kahire'ye yolladı. İbrahim Paşa bu işi o kadar mükemmel, o kadar az zahmetle ve öyle büyük bir öngörüyle halletti ki, her şeyi yeniden barışçıl bir hale getirdi. Ancak Süleyman onsuz yapamadığı ve yaşayamadığı için onu kısa sürede tekrar Konstantinopolis'e çağırdı ve gelişinden birkaç gün sonra onu tüm krallıkların Beylerbeyi ve Başveziri 34 ilan etti!

Bunun ardından Süleyman, Macaristan'a 35 yeniden savaş açmaya karar verdi. Tüm askeri teçhizatı, mühimmatı ve hazırlıkları eksiksiz yaptı. 200 bin askerden oluşan devasa bir ordu topladı ve 1526 yılında yola çıktı.

Süleyman Belgrad'a yaklaştığında, Kral Layoş 36 da ordusuyla ona karşı yürüyordu. 37. Ancak Kral bu savaşa çıkmaya, kendi özgür iradesi, askeri tecrübesi veya zafer kazanma umuduyla değil; tamamen zorunluluktan dolayı sürüklenmişti.

Aslında bu dindar Kralın önünde savaşı uzatabileceği 38 iyi yollar ve taktikler vardı. Belki toprağın bir kısmını kaybederdi ama ülkenin çoğunu elinde tutabilirdi. Üstelik, Türklerle savaşmayı çok iyi bilen Erdel 39 Voyvodasının 40 iyi bir orduyla yardıma gelmesini sadece birkaç gün daha beklemesi gerekiyordu.

Başpiskopos Tomori'nin Felaket Getiren Kibri 41: Ancak Pál Tomori 42 adında bir Fransisken keşişi olan Kalocsa 43 Başpiskoposu her şeyi mahvetti! Bu adamın kafasındaki akıldan 44 ziyade yumruklarında 45 güç vardı. Aceleci ve hırslı doğası yüzünden 46 eldeki tüm iyi planları bozup engelledi. Daha önce komutan olarak katıldığı bazı küçük çaplı çatışmalarda 47 Türkleri şans eseri 48 yenmişti; ama hiç gerçek ve büyük bir meydan savaşı 49 yönetmemişti. Şansının yine yaver gideceğini sanıyordu.

Tomori şunu göremedi: Muzaffer ve büyük bir savaşçı olan eski Kral Matyas 50 öldükten sonra Macarlar Türklere karşı hep kaybetmiş, cesaretlerini ve şanlarını yitirmişlerdi. Kral Vladislav 51 zamanından beri askeri disiplin ve savaş eğitimi her geçen gün çökmüş, Matyas'ın kurduğu o muazzam askeri düzen 52 tamamen yok olmuştu. Yani Kral Layoş dönemindeki Macarlar, savaş tecrübesi olmayan, toy ve bilgisiz 53 bir topluluk haline gelmişlerdi. Tüm bu tecrübesizliğe rağmen, Başpiskoposun o çılgınca ve akılsız kibri 54 yüzünden, hiçbir derinlikli plan yapmadan ilk hücumda Türkleri kaçıracaklarını sandılar. Oysa toplam asker sayıları sadece 24 bin kişiydi!

Kral Layoş ve süvarileri, Tuna kıyısındaki Mohaç 55 kasabasında düşmanla karşılaştıklarında -ki burası Budin 56 ile Belgrad 57 arasında tam yarı yoldaydı- Türk ordusunun Bali Bey 58 komutasındaki öncü kuvvetleri 59 ortaya çıktı. Türkler dört büyük bölüğe ayrılmıştı ve ova öylesine atlılarla doluydu ki göz alabildiğine asker görünüyordu. Bu öncü kuvvet, çarpışmalarda Macarlara öyle büyük bir zarar verdi ki. Bu korkutucu öncü saldırılar, Macar ordusunu öyle bir köşeye sıkıştırmıştı ki, kendi ordugâhlarında arabalardan kurdukları savunma hattının 60 dışına çıkmaya veya savaş düzeninden ayrılmaya cesaret edemiyorlardı. Öyle ki, hemen bir ok atımı mesafesinde 61 gürül gürül akan Tuna 62 nehrine atlarını sulamaya götürmeye bile korkuyorlardı! Askerler ve atlar susuzluktan kırılmasın diye, ordugâhın içine aceleyle su kuyuları 63 kazmak zorunda kaldılar.

Sultan Süleyman tüm ordusuyla Macarların ensesindeydi 64. İbrahim Paşa 65 Rumeli'deki 66 Türk kuvvetlerini, Behram Paşa 67 ise Anadolu'dan 68 gelen kuvvetleri yönetiyordu ve büyük bir nizam içinde yavaş yavaş ilerliyorlardı.

Macar Başkomutanı Başpiskopos Tomori 69, düşmanın ciddiyetini ve büyüklüğünü gördüğünde aceleyle bir savaş düzeni 70 kurdu. Ordusunu öylesine geniş bir alana yaydı ki, saflar neredeyse düşman birliklerinin sınırına kadar uzanıyordu. Kuşatılmalarını önlemek umuduyla piyadeleri 71 atlıların arasına karıştırdı, ancak bu çok zayıf ve anlamsız 72 bir plandı.

Macarlar kendilerini böyle köşeye sıkışmış bir halde bulduklarında aniden, çok uygunsuz ve kötü bir pozisyonda Türk saldırısı başladı. Tomori, savaş tecrübesi olmayan piyadelerin bir kısmını araba siperlerinde 73 bıraktı. Kral Layoş ise ilk savaş hattının gerisinde duruyordu. Kralın yanına, sadece acil bir durumda yardıma koşmaları ve kralı korumaktan başka hiçbir şeye karışmamaları emredilen, özenle seçilmiş seçkin süvariler 74 yerleştirildi. Bu, kralın tamamen savunmasız ve yalnız kalmaması için alınmış bir önlemdi.

Osmanlı Topçusunun Atışı ve Efsanesi: Savaşa öfkeli ve acımasız 75 bir hızla giren Türkler, devasa toplarını 76 arka arkaya iki kez ateşlediler. Ancak toplar o kadar dik bir açıyla 77 ateşlenmişti ki, gülleler Macar piyadelerinin ve süvarilerinin mızrak uçlarını 78 bile ancak sıyırarak tepelerinden aşıp geçti. 79

Savaşın Patlak Vermesi ve Bozgun: Top ateşinin ardından Türkler atlarıyla ölümcül bir ciddiyetle 80 saldırdılar. Macarların savaş düzeni doğrudan Türklerin üzerine doğru genişletildiği için hatlar hemen birbirine girdi. Başpiskoposun birlikleri ilk andan itibaren büyük hasar aldı. Bu sırada başka bir Türk birliği doğrudan Macarların araba siperlerine 81 saldırdı. Durum o kadar umutsuzdu ki, sırf kralı korumak ve son ana kadar beklemek üzere arkada tutulan binin üzerindeki o elit seçkin süvari birliği de acilen araba siperlerini savunmaya gönderildi.

Kısa süre sonra, Başpiskopos Tomori Türkler tarafından gafil avlandı, birliği dağıtıldı ve kendisi de kılıçtan geçirildi. Onunla birlikte Estergon 82 ve Varadin 83 piskoposları da öldü. Sayısız soylu, şövalye ve Erdel Voyvodası'nın 84 öz kardeşi George 85 ile Lord Ambrosius Sarcon da savaş meydanında can verenler arasındaydı.

Kral Layoş'un Trajik Ölümü: Ordusu paramparça olan talihsiz Kral Layoş, kendini koruyacak süvarilerini de 86 gönderdiği için artık daha fazla direnemedi. Türklerin o vahşi hücumundan kaçmaya çalıştı. Atını bir bataklığa, çamurlu ve dipsiz 87 bir sazlığa doğru sürdü. Çamurda bocalayan at, ağırlıktan dolayı şaha kalkıp kralla birlikte geriye doğru devrildi. Kralın boynunda taşıdığı ağır zırhın 88 da etkisiyle, Layoş bir daha ayağa kalkamadı. Kimse ona yardım edip kurtaramadığı için o bataklıkta acınası ve trajik 89 bir şekilde boğularak öldü.

90: Bazıları kralın bir su birikintisinin üzerinden atlamak isterken atının ön ayaklarının bir çukura saplandığını ve atın onun üzerine devrildiğini söyler. Diğerleri ise şöyle inanır: Kral bir nehri geçerken, atı çok susamış olduğu için suya doğru eğilip su içmek istemiş, ancak kral tam dörtnala kaçarken o kadar panikle atın dizginlerini 91 çekmiş ki, at korkudan arka ayakları üzerine dikilip geriye doğru yıkılmış ve kral sulara gömülmüştür.

Nasıl öldüğü ne olursa olsun gerçek şudur: O dindar kralın, çocukluğundan beri kurduğu tüm hayaller ve planlar ters gitmiş, her şey aleyhine dönmüştü. Ta ki açgözlü 92 Macar soylularının kibri ve ihtirasları yüzünden o "et tezgahına" 93 sürüklenene kadar. Ve en çok da; savaşmaktan çok vaaz vermekten anlayan 94 o Başpiskopos Tomori'nin 95 hatası yüzünden bu utanç verici ölümü tatmak zorunda kalmıştı.

Macar ordusundaki Bohemyalı 96 ve Alman 97 piyadeler, Türklerle cesurca ve uzun süre çatıştıktan sonra onlar da paramparça edilip kılıçtan geçirildi. Çok az sayıda süvari kaçmayı başardı.

Savaş kazanıldıktan sonra Sultan Süleyman'ın savaş meydanına bakıp, yüzünde alaycı bir gülümsemeyle 98 Macarların o çılgınca hafifmeşrepliğine ve akılsızlığına çok şaşırdığı söylenir. Nasıl olur da bu kadar küçük bir orduyla, iki yüz bin kişilik böyle devasa bir gücü açık alanda bekleyip onlara saldırma cüretini göstermişlerdi?

Süleyman ilerleyerek Macaristan'ın başkenti Budin'e 99 ulaştı. Şehirdekiler, canlarının bağışlanması ve mallarına dokunulmaması şartıyla kaleyi ona teslim ettiler. Süleyman verdiği sözü tuttu. Ancak Budin'den ayrılırken oradan sadece bir şey aldı: Eski Kral Matyas 100 tarafından dönemin en ünlü döküm ustalarına yaptırılan üç muazzam ve görkemli saf tunç sütunu 101. Bunları büyük bir zafer ganimeti 102 olarak Konstantinopolis'e götürttü ve sarayının önündeki Hipodrom/At Meydanı'na 103, mermer kaidelerin üzerine diktirdi.

Bu savaş 20 Ağustos 1526'da gerçekleşti. Kış yaklaştığı için Türkler çok geçmeden geri çekildiler.

  • Adrianus Sextus
  • Farneß
  • sonbahar rüzgarı
  • Porten
  • Candia
  • nicht vnrahtſam
  • verdechtigen Ohren
  • auffs euſſerſte
  • außgeſogen
  • Geſchütz
  • glauben gehalten
  • Heilthumb
  • Yazar notu: Belki de benzer bir durumda Hıristiyan askerler olsa bu kadar insaflı davranmazlardı
  • heydniſchen
  • ſtill, demütig vnd friedſam
  • Obſeruanzer Mönch
  • freundtlich
  • nechſter Raht
  • Hebraim Baſſa
  • Büyük Üstadın
  • Biſſen
  • Wunderwerck vnd vnglück
  • Chriſt Feſt
  • S. Peters
  • Poſtbalck
  • Trabanten
  • O dönemde Kutsal Roma İmparatoru Şarlken (Carolus V), Portekiz Kralı III. João, Fransa Kralı I. François idi
  • Caierbeck
  • Acomath Baſſa
  • Narrndunckel
  • vnderwürgt
  • Sedition
  • Hebraim Baſſa
  • öberſter Gubernator
  • Vngern
  • Ludwig
  • Kral Layoş, o dönemde birbirlerini yiyip bitiren tüm Hıristiyan Prensler tarafından yalnız bırakılmıştı. Sadece Papa Clemens ona bir miktar para ile Bohemyalı ve Alman paralı askerler yollamıştı
  • Hemen sıcak çatışmaya girmeyeceği
  • Transilvanya
  • Weida
  • Mohaç Öncesi
  • Paulus Tomoreus
  • Colocens
  • Gehirn
  • Feuſten
  • savaşa bir an önce girmek istediği için
  • Scharmützeln
  • plumbsweiß / körlemesine
  • Feldſchlachten
  • Matthias Corvinus
  • Ladißlaus
  • Kriegsordnung
  • vnverſtendigs
  • tollküner frechheit
  • Mogatz / İouius: Mogatium
  • Ofen
  • Griechiſchweyſenburg
  • Balibeius
  • yaklaşık 20 bin süvari
  • Wagenburg
  • Bo-genſchuß weit
  • Donauw
  • Waſſerlöcher
  • auff den nacken
  • Hebraim
  • Romania
  • Brecam Baſſa
  • Natolia
  • Erzbiſchoff Tomoreus
  • Schlachtordnung
  • Knecht
  • gering
  • Wagenburg
  • außerleſene Reuter
  • hitzig vnd vnſinnig
  • groß Geſchütz
  • hoch gericht
  • Spitzen an den Spieſſen
  • Yazarın Yorumu: Birçok kişi şuna kesinlikle inanıyordu; Türk ordusundaki topçuların çoğu devşirme Hıristiyanlar olduğu için, kendi Hıristiyan kardeşlerinin kanını o kadar acımasızca dökmemek adına topların namlularını bilerek havaya dikmişlerdi.
  • mit ernſt
  • Wagenburg
  • Strigonia
  • Varodin
  • Weida
  • Georgius
  • araba siperlerine
  • grundtloſen
  • ſchweren Rüſtung
  • erbärmlich vnd jämmerlich
  • Kralın Ölümüyle İlgili Diğer Rivayetler
  • Zügel
  • Ehrgeizigkeit
  • Fleiſchbanck - mezbahaya
  • auff predigen dann auff kriegen verſtanden
  • Tomorei
  • Behmen
  • Teutſchen
  • mit lachendem Mund
  • Ofen
  • Matthias
  • goßne Seuln
  • Tropheum vnd Sigzeichen
  • Rennplatz