Kronik
20. Bölüm — Bayezid ile Cem Sultan savaşları
Dokuzuncu Türk Kralı, İkinci İmparator, İkinci Bayezid ve kardeşi Cem Sultan'a 1 karşı yürüttüğü savaşlar. Ayrıca onu yönetime getiren herkese gösterdiği büyük nankörlük üzerine. Bayezid'in Konstantinopolis'te taç giydiği günlerde kardeşi Cem Sultan, Bursa'ya 2 vardı. Bayezid'in imparator...
Dokuzuncu Türk Kralı, İkinci İmparator, İkinci Bayezid ve kardeşi Cem Sultan'a 1 karşı yürüttüğü savaşlar. Ayrıca onu yönetime getiren herkese gösterdiği büyük nankörlük üzerine.
Bayezid'in Konstantinopolis'te taç giydiği günlerde kardeşi Cem Sultan, Bursa'ya 2 vardı. Bayezid'in imparator seçildiğini öğrenince öylesine sarsıldı ve öfkelendi ki, bu hakareti silah zoruyla çözmeye ve kardeşine karşı büyük bir savaş açmaya karar verdi. Amacı Anadolu'yu 3 kendi elinde tutmaktı.
Ancak Bayezid da devasa bir orduyla boğazı 4 geçti ve Otranto'daki 5 garnizondan dönen askerlerle birlikte Ahmet Paşa'yı 6 yanına çağırdı. Ordular İznik 7 civarında birleşti ve karşı karşıya geldiler. Savaşta Cem Sultan, Ahmet Paşa tarafından bozguna uğratıldı ve Karaman vilayetine 8 kadar sürüldü. Ahmet Paşa onu amansızca takip edince, Cem Sultan hızla Suriye'ye 9 çekilmeye karar verdi. Oradan Kahire'ye 10 geçerek Mısır Sultanı'nın korumasına girdi. Sultan, daha önce söz verdiği gibi ona asker ve parayla destek verdi. Aynı şekilde Karaman Kralı da ona yardım etti.
Cem Sultan aldığı bu destekle tekrar Anadolu'ya 11 yöneldiğinde, Bayezid bu kez devasa kahraman Ahmet Paşa'yı elli bin kişilik bir orduyla onun karşısına yolladı. Ahmet Paşa, sanki iki kardeş arasında barış sağlamaya çalışıyormuş gibi davranarak, hem Cem'e hem de Bayezid'e mektuplar gönderdi. Bu mektuplarla savaşı günlerce oyalayıp erteleyerek bir meydan muharebesi yaşanmasına engel oldu. Bu esnada Cem Sultan'ın kaçabileceği veya geri çekilebileceği tüm geçitleri 12 gizlice tuttu ve ele geçirdi. Ancak bu hareketlerini tamamen gizleyemedi; Cem Sultan durumu kısa sürede anladı.
Cem Sultan nasıl büyük bir tehlikede olduğunu görünce, Suriye ile Kilikya 13 arasında yer alan Toros dağlarına 14 geri çekildi. Orada her zaman iyi bir dostu olan Kilikya Kralı, işlerin kötüye gittiğini ve elde çok az yardım olduğunu görünce, kardeşinin gücüne karşı Cem'i savunamayacağını da bildiğinden gizlice bir emir verdi: Acilen donanımlı ve hızlı bir gemi 15 hazırlanacaktı. Böylece rüzgar ters bile esse Cem Sultan kardeşinden kurtulabilecekti.
Bu esnada Cem Sultan, babasının fethettiği devasa krallıklarda artık kendi kardeşi karşısında sığınabileceği hiçbir güvenli köşe kalmadığını belirterek, Rodos 16 Şövalyeleri Üstadı'ndan kendisine güvenli bir geçiş 17 ve sığınma hakkı talep etti. Büyük Üstat, ona sadece güvenli bir geçiş hakkı vermekle kalmadı, böylesine güçlü bir prensin gelişinin tüm Hıristiyanlık alemi için büyük bir fayda ve çıkar sağlayacağına inanarak kendi donanmasını onu karşılamaya gönderdi.
Rodos donanması yola çıktı ama henüz denize tam olarak açılamamıştı. İki kardeş 18 bir kez daha çatıştı. Bu savaşta Cem Sultan bir kez daha yenildi ve tüm ordusunu kaybetti. Kendi canını ise 19 o donanımlı gemiye binerek zar zor kurtarabildi. Rüzgar ve yelkenlerle sahilden pek de uzaklaşmadan denize açıldığında, gemiden kardeşi Bayezid'e bir mektup yazdı. Mektubu bir oka bağladı ve yanındaki yayıyla oku, kendisini esir almak 20 veya öldürmek için sahilde koşuşturan Türk askerlerinin arasına fırlattı. Mektubun içeriği kendi dilimizde yaklaşık olarak şöyledir:
Cem'in Kardeşi Bayezid'e Yazdığı Mektubun Kopyası: "Ey kalpsiz, zalim ve sözde kardeşim! Şu anda Hıristiyanlara ve Osmanlı 21 isminin yeminli düşmanlarına sığınıyorsam, bu Türklere duyduğum düşmanlıktan veya İslami 22 yasalara olan nefretimden değil; tamamen şu dar günümde bana reva gördüğün büyük ihanetin ve haksızlığın yüzündendir. Sadece tek bir umudum var ki o da beni 23 asla yanıltmayacaktır: Kesinlikle biliyorum ki, sen ya da çocukların, bana yaptığın bu korkunç zulmü çok daha feci, acımasız ve zalimce ayrılıklarla, daha büyük cezalarla çekeceksiniz!"
Bu mektup Bayezid'in eline geçip de okunduğunda 24 kardeşinin bu sözleri yüreğine o kadar ağır geldi ki acı acı ağlamaya başladı. Etrafındaki paşalar ve beyler onu bir türlü teselli edemedi, ağlamasını durduramadı. Onu deliye dönmüş bir adam gibi kamp çadırına götürdüler. Günlerce çadırından çıkmadı, o kadar büyük bir keder içindeydi ki uzun süre tek kelime bile etmedi.
Bu arada Cem Sultan engin denizlere açıldı ve kendisini almaya gelen St. John 25 Şövalyeleri'nin donanmasıyla buluştu. Onlar tarafından kabul edilip Rodos'a götürüldü. Büyük Üstat tüm şövalyeleriyle birlikte onu karşılamaya çıktı; onu muhteşem bir törenle, saygıyla ağırladı. Gelişinin üçüncü gününde Cem Sultan, Büyük Üstat ve St. John Şövalyeleri'ne hitaben başından geçenleri anlatan bir konuşma yaptı. Kardeşiyle arasındaki düşmanlığın nedenlerini tekrar açıkladı ve şöyle dedi:
"En küçük kardeş olmama rağmen, hukuken ve doğal hak olarak imparatorluk tahtı bana aittir. Çünkü kardeşim, babamız henüz bir kral olmadan önce doğmuştu; bu yüzden onun yönetime geçme hakkı yoktur. Fakat ben, babam Konstantinopolis İmparatoru olduktan sonra doğdum, yani sıradan bir kralın değil, bir imparatorun oğluyum. Bu yüzden imparatorluğun yasal 26 ve doğal varisi benim, babam henüz bir toprağa bile sahip değilken doğan kardeşim değil. Daha büyük olması ona taht hakkı vermez."
"Yine de barış ve kardeşlik hatırına kendi haklarımdan vazgeçmeye hazırdım. Krallığı ve eyaletleri kardeşime bırakabilirdim. Sadece kendime ait küçük bir toprağım olmasını ve Prens statümü koruyabilmeyi şart koşmuştum. Ama kardeşim, babamızın fethettiği tüm o krallıkların içinde bana güvenle yaşayabileceğim en ufak bir köşe bile çok gördü. Bu yüzden kendimi Hıristiyan prenslere ve yöneticilere teslim etmeye geldim. Sizin adaletinize ve merhametinize güveniyorum." Şövalyelere, eğer kendisine kardeşini devirmesi için askeri destek verirlerse, imparatorluğu 27 ele geçirdiğinde Hıristiyanlarla kalıcı bir barış yapacağına ve onlara asla hiçbir şeyi reddetmeyeceğine dair söz vererek konuşmasını bitirdi.
Büyük Üstat, ona cesaret verici bir yanıt verdi ve bir öneride bulundu: "Bizzat Roma'ya gidip Papa'nın ayaklarını öpmeni, Hıristiyan yöneticilerle yüz yüze görüşmeni tavsiye ederim" dedi. Ona gerekli tüm ulaşım ve güvenli geçiş imkanlarını sağlayacağını da ekledi. Cem Sultan bu fikri kabul etti ve kısa bir süre sonra Tarikat'ın kadırgalarıyla Papa VIII. Innocentius'a gönderildi. 28 kardeşi Bayezid, Papa'ya mektuplar ve elçiler gönderdi. Kardeşi Cem'i 29 kendisine teslim etmesi halinde Kutsal Kudüs şehrini Hıristiyanlara geri vereceğini vaat etti. Ancak Papa, Cem'e verdiği güvenli geçiş garantisi yüzünden 30 bu teklifi reddetti.
İşte bu Cem 31, Fransa Kralı VIII. Charles'ın 32 Roma'dan Napoli'ye götürdüğü Cem'dir. Terracina'da ölmüştür ve 33 Papa VI. Alexander tarafından zehirlenerek 34 öldürülmüştür. Cesedi daha sonra 35 İmparatoru Friedrich aracılığıyla Konstantinopolis'e gönderilmiştir. Bu Cem 36 çok yürekli, zeki ve asil bir prensti. Sürgününü, talihsizliğini ve yaşadığı felaketleri büyük bir sabır, bilgelik ve cesaretle taşımıştı.
- Zizimum
- Burſia
- Natoliam
- engedeß Merrs
- Hydrunth
- Acomath Waſcha
- Nicea
- Caramannia
- Syria
- Cayr
- Natolia
- Päſſz
- Caramannia
- Tauro
- Fuſten/Kadırga
- Rodis
- Saluum conduct
- orduları
- yukarıda bahsedildiği gibi zor günler için hazırlatılan
- fahen
- Ottomanniſchen
- Türckiſchen
- Rabbimiz Muhammed'e inandığım kadar
- belki de vicdanı sızladığından ya da aşağıda anlatılacak olan gelecekteki felaketleri sezdiğinden
- Hospitalier
- Legitimus
- veya bir kısmını
- Bunu öğrenen
- Zizimum
- ve Hıristiyan dünyasının o dönemde Kudüs'ü koruyacak gücü olmadığı için
- Zizimus
- Carolus
- bazılarının inandığına göre
- Borgia
- Roma
- Zizimus