sanatci · 1475 – 1564
Michelangelo Buonarroti
Il Divino (İlahi Olan). Döneminin sanatçıları ve entelektüelleri tarafından eserlerindeki sarsıcı, dehşet verici ve yüce güçten (terribilità) ötürü bu isimle anılmıştır.
Michelangelo Buonarroti, Batı sanatının üzerine inşa edildiği epistemolojik ve estetik fay hatlarını tek başına kırıp yeniden şekillendiren, eşi benzeri görülmemiş bir dehadır. Rönesans'ın diğer devleri (örneğin Leonardo veya Raffaello) doğayı bilimsel bir sükunetle, optik bir dengeyle ve analitik bir mesafeyle incelerken; Michelangelo sanatını insan bedeninin ontolojik acısı, teolojik bir varoluş krizi ve fiziksel bir şiddet üzerinden kurmuştur. Onun evreninde manzara, bitki örtüsü veya mimari
Künye
- Orijinal İsim
- Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni.
- Doğum Yeri
- Caprese (Günümüzde Caprese Michelangelo), Arezzo yakınları, Floransa Cumhuriyeti — 6 Mart 1475.
- Ölüm Yeri
- Roma, Papalık Devletleri.
- Ölüm Sebebi
- İlerlemiş yaşa (88) bağlı fizyolojik çöküş ve böbrek rahatsızlıkları (böbrek taşı/kum dökme sorunları yaşam boyu kronikleşmişti). Son günlerinde geçirdiği şiddetli ve ateşe yol açan bir enfeksiyon sonucu yatağında vefat etmiştir.
- Defin Yeri
- Santa Croce Bazilikası (Basilica di Santa Croce), Floransa, İtalya. (Roma'da ölmesine rağmen yeğeni Lionardo bedeni gizlice kaçırarak sanatçının vasiyeti üzerine Floransa'ya getirmiş ve Vasari'nin tasarladığı anıtsal mezara defnedilmiştir.)
Hayatı ve Yolculukları
Michelangelo Buonarroti, Batı sanatının üzerine inşa edildiği epistemolojik ve estetik fay hatlarını tek başına kırıp yeniden şekillendiren, eşi benzeri görülmemiş bir dehadır. Rönesans'ın diğer devleri (örneğin Leonardo veya Raffaello) doğayı bilimsel bir sükunetle, optik bir dengeyle ve analitik bir mesafeyle incelerken; Michelangelo sanatını insan bedeninin ontolojik acısı, teolojik bir varoluş krizi ve fiziksel bir şiddet üzerinden kurmuştur. Onun evreninde manzara, bitki örtüsü veya mimari arka planlara yer yoktur; tek odak noktası, ruhun içine hapsolduğu "et ve kemik hapishanesi" olan insan bedenidir. Çağdaşlarının onda gördüğü ve terribilità (dehşet verici yücelik/güç) olarak adlandırdığı şey, mermerin veya boyanın altında yatan bu felsefi gerilim, kasların ve sinirlerin arasına sıkışmış ilahi öfkedir.
Sanat felsefesinin temelleri, gençliğinde Lorenzo de' Medici'nin (Muhteşem Lorenzo) sarayındaki Neoplatonik Akademi'de atılmıştır. Neoplatonizm, ruhun bedene hapsolduğunu ve ilahi olanın yeryüzündeki maddenin içinden kurtarılması gerektiğini savunur. Michelangelo'nun heykel pratiği, tam olarak bu felsefenin fiziksel bir ritüelidir. O, taşı bir malzeme olarak değil, içinde zaten var olan mükemmel formu/ideayı barındıran bir örtü olarak görmüştür. Heykeltıraşın görevi, gereksiz mermeri yontarak (per forza di levare) içindeki ruhu azat etmektir. Roma'da henüz yirmili yaşlarının başındayken yarattığı Pietà, Meryem'in dingin yüzü ve İsa'nın ölü bedenindeki anatomik kusursuzlukla, ilahi olanın ve ölümün şiirsel bir sentezidir. Ancak birkaç yıl sonra Floransa'da yonttuğu Davut (David) heykeli, klasik güzelliği bir kenara bırakıp, devasa elleri ve çatık kaşlarıyla eylem öncesi psikolojik terörü anıtsallaştıran siyasi ve felsefi bir manifestoya dönüşmüştür.
Kendisinin her fırsatta "Ben ressam değilim" diyerek reddetmeye çalışmasına rağmen Papa II. Julius tarafından zorla atandığı Sistina Şapeli tavanı freskleri, insanüstü bir fiziksel ve zihinsel işkencenin ürünüdür. Yıllarca iskele üzerinde sırtüstü yatarak ve boya damlaları yüzüne akarak yarattığı bu devasa teolojik döngü, Batı resminin kaderini değiştirmiştir. Michelangelo, İtalyan Rönesansı'nın kutsal kuralı olan "matematiksel perspektifi" büyük ölçüde hiçe saymış; optik gerçekliğin yerine anatomik dinamizmi, heykelsi kütleyi ve figürlerin devasa hacmini yerleştirmiştir. Tavanın merkezindeki Adem'in Yaratılışı sahnesinde Tanrı ve insanın parmaklarının birbirine değmek üzere olduğu o milimetrik boşluk, statik bir resimden ziyade, evrensel kinetik enerjinin aktarıldığı felsefi bir zamansızlıktır. Bu eserden sonra hiçbir ressam anatomiye eskisi gibi yaklaşamamıştır.
Yaşamının ilerleyen yıllarında, Roma'nın 1527'de yağmalanması (Sack of Rome) ve kilise içindeki yozlaşmanın getirdiği ruhsal çöküntü, sanatını radikal biçimde karartmıştır. Sistina Şapeli'nin altar duvarına yaptığı Son Yargı (Giudizio Universale) freski, gençliğindeki Neoplatonik ideal güzelliğin yerle bir edildiği, yerine grotesk, asimetrik ve kas yığınına dönüşmüş bedenlerin korku içinde kıvrandığı cehennemvari bir kaostur. İsa figürü, şefkatli bir kurtarıcı değil, adaleti fiziksel bir şiddetle dağıtan Apollonik bir diktatördür. Bu eser, Yüksek Rönesans'ın dengeli ve uyumlu dünyasının resmen sona erdiğini ve kuralların ihlal edildiği, formun çarpıtıldığı Maniyerizm döneminin başladığını ilan eden görsel bir kıyamettir.
Seksenli yaşlarına kadar fırçayı ve keskiyi elinden bırakmayan Michelangelo, hayatının son bölümünü Aziz Petrus Bazilikası'nın baş mimarı olarak geçirmiş ve Roma'nın silüetini belirleyen o muazzam kubbeyi tasarlamıştır. Ancak son yıllarındaki şiirleri ve tamamlanmamış heykelleri, derin bir teolojik krizin ve bedenden tamamen kopuşun izlerini taşır. Üzerinde çalışırken öldüğü Rondanini Pietà heykeline bakıldığında, ilk gençlik yıllarındaki kusursuz anatomiden eser kalmadığı görülür. Figürler uzamış, formlar erimiş, taşın içindeki beden adeta ruhsal bir çığlığa dönüşmek üzere formsuzlaşmıştır. Michelangelo Buonarroti, sanatın fiziksel sınırlarını aşmak için maddeye savaş açmış ve nihayetinde estetiğin bedeni terk edip saf tinselliğe dönüştüğü o mutlak sınırda hayata veda etmiştir.